anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2016 Pazar

34. Sabretmeyi dene

Miniğim,
Tamı tamına 1600 gr. olmuş olsan da miniğimsin sen benim ve sanırım ne kadar büyürsen büyü gözümde hep öyle kalacaksın. Şimdiden bunun gibi annelik klişelerini yaşamaya ve hissetmeye başladım iyi mi! Olsun, klişeleri severim. Evrensel duygu durumlarını da...

Cuma günü doktordaydık. Kısa sürdü muayene, her şey yolunda çok şükür. Sen bu sefer yüzünü göstermedin ama bize maalesef. Sadece bir an elini ağzına götürdüğünü gördüm ama onu da doktor yakalayamadı. Acayip tatlıydın. Olsun dedim içimden, nasıl olsa artık 15 günde bir görüşeceğiz. Belki iki hafta sonra yeni bir fotoğrafını yakalarız. Aylık kontrollerden sonra, iki hafta ne ki? Hemencecik geçebilecek bir süre. Aralık sonundan itibaren de haftada bire düşecek. Sonra da sen geleceksin zaten. İnşallah, sağlıkla... Bir süredir düşünüyorum da bana öğrettiğin ilk şey sabır oldu bebeğim. Benim gibi aceleci, tez canlı bir kadın ancak böyle dizginlenebilirdi. Beklemek, gün saymak, özlemek, düşünmek, umut etmek, istemek, hayal etmek ancak sabrın huzurlu kollarında yaşanabilirdi. Tevekküldü sanırım yaşadığım. Sen bana bu gücü verdin. Sabrederek ulaşabileceğim mutluluğu gösterdin. Günler uçup gitti avuçlarımdan, haftalar un ufak oldu, aylar süzülerek çıktı. Şimdi ben 32. haftama girmişken, senin sayende aynı bedendeki her anımızın tadını çıkardığımı biliyorum. Daha çıkaracağım da... Gelmen için acele etmiyorum. Zamanı gelince kollarımda olacağını bilmek yetiyor. O günün hayalini kurmak bile o kadar heyecanlandırıyor ki beni, kendimi engelliyorum ister istemez. Duruyorum ve gözlerimi kapıyorum. Sen karnımda kıpırdanırken seni hissetmeyi hissediyorum. 

Böyle büyük konuştum birazcık ama son iki-üç haftada ne olurum bilemem. Belki de sabırsızlığım tutar yine, sana kavuşmaya o kadar yakınken. Ama şu anki halimden memnunum. Peki ya sen annene mi çekeceksin bu konuda? Pır pır kanatlanan bir sabırsız kuş mu olacaksın bilmiyorum ama tavsiyem ve dileğim sabrın insana yaşattığı güzellikleri erken fark etmen. Bunu yaşamak için, annen gibi hamile kalmayı beklememen!


15 Kasım 2016 Salı

33. Kutlamayı unutma

Güzelliğim,
Dün değil evvelsi gün Baby Shower Partisi düzenledik. Senin hayatımıza katılacak olmanı kutladık en sevdiğim kızlarla. Gelemeyen birkaç "en sevdiğim" daha var. Özellikle Saibe teyzen ertesi gün arayıp "ben de orada olmalıydım" diye ağladı neredeyse. Öznur, Burcu ve Emel teyzen de aynı şekilde. Senin için şiirler yazıldı, oyun hamurundan bebekler yapıldı, hediyeler alındı, dilekler dilendi, balonlar uçuruldu. Benim senin için bugünkü dileğim de hayatta karşına çıkan kutlama fırsatlarını kaçırmaman. Senin bir başarın olur ya da sevdiğin bir arkadaşının mutluluğu, kutla, kutla, kutla... Erteleme, bunu hak ettin, hak etti. Eğlenmek güzeldir, insana yaşam enerjisi verir. Sevdiklerinle ve hayatla bağlarını kuvvetlendirir.






















7 Kasım 2016 Pazartesi

32. Büyümeye devam et

İpek böceğim, Mila'm... Seni görmeme daha çok var. Neredeyse 2 hafta sonra kontrol. Bu, ayda bir yapılan kontrollerin sonuncusu. Artık 15 günde 1'e düşecek, yani daha sık görüşebileceğiz. Gitgide sana kavuşacağım günün yaklaştığının da bir göstergesi tabii sıklaşan doktor muayeneleri. Zaten büyüdüğünü o kadar çok hissediyorum ki... Kah üst kaburga kemiklerimde hissediyorum ayaklarını, kah belime yakın noktalardan gıdıklıyorsun beni. Şu an yaklaşık 40 cm ve 1300 gram olmalısın. Boyun, en fazla 10 cm civarı daha uzayacakmış kucağıma gelene kadar. Kilon ise ikiye hatta üçe katlanabilirmiş. Sen büyüdükçe karnımda babanla hissettiğimiz hareketlerin de yoğunlaştı. Onun karnıma sarıldığı ve birlikte seni hissettiğimiz anlar o kadar huzur verici ve değerli ki... Büyü bebeğim ve ne zaman hazır hissedersen o zaman gel. Ben hep burada seni sabırla bekliyor olacağım.

Bu arada pazar günü baby shower yapıyoruz. Arkadaşlarımla senin gelişini kutlayacağız. Annene iyi eğlenceler dile kızım, hadi!




29 Ekim 2016 Cumartesi

30. Cumhuriyeti yaşat

Çiçeğim,
Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Kutlu olsun. Seni bir cumhuriyet çocuğu olarak yetiştireceğim. Sahip olduğun hakların değerini bilerek yaşamayı öğreteceğim. Atatürk'ün ve arkadaşlarının bize hediye ettikleri cumhuriyete gerektiğinde gözün gibi sahip çıkmanı sağlayacağım. Bugünün bir önemi de aynı bedende 28 haftayı tamamlamış olmamız kuzucum. Bugünden itibaren 8. aydan gün almaya başlıyoruz. İnanılır gibi değil ama gerçek. Kavuşmaya az kaldı. O anı, seni kollarımda tutacağım anı düşünmek beni o kadar heyecanlandırıyor ki, hayal bile kuramıyorum kalbimdeki duygu yoğunluğundan. 

28. hafta, aynı zamanda bir eşikti benim için. Sana bir şeyler almak için hep tuttum kendimi, bu haftanın gelmesini bekledim. Ve fazladan bir gün bile beklemedim. Hemen bugün ilk cicilerini aldık bile! Burada tabii ki her aldığım şeyi paylaşmayacağım ama bugünküler ilk oldukları için özeller. Mamas Papas araban ve filli body'lerin. Güle güle kullan bebeğim.






25 Ekim 2016 Salı

29. Etrafını fark et

Bebeğim, "az laf çok fotoğraf" diyorum bugün. Dileğimin içeriğine de uygun. Demem o ki, hayatın hızı ve rutini içindeki ayrıntıların bilincinde ol. Yürürken yanından geçtiğin insanları, hayvanları, ağaçları, çiçekleri fark et. Sokaklara sadece bakma, gör içindeki evleri, bahçeleri, ağaçları... Sokak tabelalarını oku, ara sıra kaldır kafanı gökyüzüne bak. Bu bana ne kazandıracak deme. Dışarıya bu şekilde bakmaya alışırsan, içeriye de daha dikkatli bakar, hem kendinle hem de ilişkide olduğun insanlarla da daha derin bağlar kurarsın.

Şimdi bir akşamüstü yürüyüşüme eşlik eden ayrıntılarla baş başa bırakıyorum seni. Yakında seninle beraber gezeceğimiz yerler buralar işte kuzum. Gözlerinden ve burnundan öperim.


















20 Ekim 2016 Perşembe

28. Abartma, yetin

Miniciğim, 
2 gün önce kavuştuk yine kısa süreliğine de olsa. Senin karnımda bıcır bıcır hareketlerini izledik. Yeni fotoğrafını da alıp eve döndük, 1 ay sonra yeniden gelmek üzere. O muayeneden sonra 15 günde bir görüşeceğiz artık. Çünkü inanması zor olsa da hamileliğimin sonuna yaklaşmış oluyoruz. Bu arada neyse ki şeker yüklemesinde negatif bir sonuç çıkmadı. Her şey yolunda.

Bu günlerde sıklıkla düşündüğüm iki konu var: Adın ve odan! Aslında adın belli gibi bir şey. Sana hikayesiyle birlikte önümüzdeki günlerde açıklayacağım. Odan, yatağın, araban gibi konularda da bir fikrimiz oluştu babanla. Bakalım, daha zaman var. Çok erken davranmaya gerek yok bu konuda. Yeter ki sen sağlıkla ve zamanında gel, bunların hepsi önemsiz ayrıntılar. Bazen anne adaylarının bu tip yüzlerce ayrıntıyı gözlerinde aşırı büyüttüklerini gözlemliyorum. Bu tüketim çılgınlığı ve yetinmeme hali, sistemin hepimize ucundan kıyısından da olsa bulaştırdığı bir virüs. Anneliği bir yarış gibi pompalayan bu düzene uymayı reddediyorum. Elimden geldiğince bu farkındalığımı yitirmemeye çalışacağım. Elbette araştıracağız, okuyacağız, bilinçleneceğiz ve hazırlıklı olacağız. Ama kendimizi bir noktada sınırlamayı da öğreneceğiz. Çünkü gerçekten internette bebek arabası yazınca çıkan sonuçların da sonu yok, bir ateş ölçer hakkında farklı annelerin bambaşka yorumlarının da. O yüzden belki de bazı şeyleri oluruna bırakmak en iyisi. Her anne farklı olduğu gibi her bebek de farklı. Ben temel bilgileri edindikten sonra, bazı şeyleri seninle keşfetmeyi, seni tanıdıkça öğrenmeyi istiyorum. Bunu tercih ediyorum. Aynı her gün yaptığım yürüyüşler gibi... Kaybolmaktan korkarak farklı sokaklara girmeye cesaret etmezsem, o sokaktaki tuhaf ağacı göremem, güzel bahçeli evleri kaçırırım. O yüzden her gün ara sokaklardan yürüyüp eve geri dönüyorum. Birkaç ay sonra seninle -ve henüz almadığımız arabanla- gezerken, acaba o sokağı tekrar bulabilecek miyim diye düşünerek ve yanından geçtiğim çocuk parkında mola verdiğimizi hayal ederek...


16 Ekim 2016 Pazar

27. Cevapsız kalma

Kuzucuğum,
Nasılsın, iyisin di mi? Biliyorum iyisin, bunu kalbimin içinde hissediyorum. Çok garip ama bazen küçük endişelerim yüzeye çıktığında elimi karnıma koyuyorum, senden içimi rahatlatacak bir tepki bekliyorum. Ve sen beni hiçbir zaman cevapsız bırakmıyorsun bebeğim. Çok geçmeden bir tekme atıyorsun ya da hareketleniyorsun. "Anne merak etme her şey yolunda" dermişçesine... Aramızda şimdiden böyle bir bağ kuruldu bence. Canım benim. Senin sorularının da karşılığını her zaman vereceğime söz veriyorum şimdiden. Eskiden beri, çocuğunun sorularını yanıtlamayan ya da özensiz cevaplar veren annelere kızarım nedense. O çocuğun sorusu havada asılı kalınca rahatsız olurum, ben yanıtlamak isterim onu, tanımasam da anneyi. Bugünkü dileğim senin de yaşamın boyunca soru işaretleriyle yalnız kalmaman. Beklemediğin, ya da olumsuz da olsa o cevap, inan soru işaretleriyle boğuşmaktan iyidir. Bazen karşı taraf yanıtlamasa da seni, aradığın cevabı kendi içinde en kısa zamanda bulmanı diliyorum. 

Dün teyzenin doğum gününü kutlamak için diğer teyzelerin bizdeydi. Şansımıza hava da güzeldi, balkonda çay içtik, muhabbet ettik, güzeldi, iyi geldi. Ben de süper kahraman kadınlarla çektiğim selfie'nin aynısını bu küçük kadınlarla da çektim, aşağıya yapıştırıyorum. Gerçekten de ilham alıyoruz onlardan sanırım. Hemen birkaç gün sonra aynı yer, aynı poz! Bu arada salı günü doktor randevumuz var. Şeker yüklemesi yapılacak, umarım sorun çıkmaz. Ve tabii ki seni göreceğiz yine inşallah. Bu hafta gözlerinin açılacağını öğrendim tırtılım. Ultrasonda bana çaktırmadan göz kırpar mısın?


Soldan sağa: Simber teyzen, Bihter teyzen, teyzen, 
Esra teyzen ve orada olamasa da 
görüntülü konuşmayla bize katılan Merve teyzen.

12 Ekim 2016 Çarşamba

26. Kadın süper kahramanların olsun çevrende

Benim var kuzum. Belki uçamıyorlar ama 1 saat içinde 5 çeşit yemek yapabiliyorlar. Evet dokunduklarını altına çeviremiyorlar belki ama küçücük birikimlerle dünyayı satın alabilecek güçleri oluveriyor. Kiminin yaşam enerjisi ilham veriyor, kiminin kahkahası, hayata bağlılığı. Üretmekten, yaratmaktan bıkmayan, yorulmayan da var aralarında, fedakarlıklarının yanına asla yaklaşamayacağımız da... Hepsi biri, biri hepsi. Onlar bizim (benim, teyzenin, Esra teyzenin, Bihter teyzenin ve Simber teyzenin) süper kahramanlarımız bebeğim. Biz de senin ve senden sonra doğacak kızlarımızın onlar kadar süper olmasa bile en azından kahramanları olmaya çalışacağız. İşimiz zor yani. Öpüyorum minik parmaklarından.

Not: Bu arada fotoğrafta olmayan ama çevremde olan diğer süper kahramanları da unutmayalım. Gaye teyzenin annesi Yasemin halam ve Merve teyzenin annesi Emine teyzeme öpücükler.

Soldan sağa: Mahiye yengem, ananem, 
Ziynet teyzem, annem ve Ayşe yengem.




5 Ekim 2016 Çarşamba

25. O anda kal

Güzel kızım benim, yağmurlu bir günde yazıyorum sana. Battaniyenin altında, İtalyanca şarkılar eşliğinde ve bir bardak soda limon yudumlayarak. Düşünüyorum da hamilelik kadar hem doğal hem sürreal bir süreç var mıdır acaba insan hayatında? Yani karnın şişiyor evet ama bu tek başına bir şeyleri kanıtlamaya yetmez. Kilo alınca da karnın şişer sonuçta. Ultrasonda bebeğini görüyorsun ama yine de algılamana, ilişki kurmana yetmiyor o görüntüler. Galiba işin ciddiyetini bebeğinin içinde dans ettiğini fark ettikten sonra anlıyorsun. Şu paragrafı yazarken bile birden çok kere minik tekmeler attın annene. Umarım sen de bir gün bu inanılmaz güzel hissi tadarsın.

24. haftanın içindeyiz seninle. Günler acayip hızlı bir şekilde geçmeye devam ediyor. Bu arada unutmadan bir düzeltme yapmak istiyorum. Zehra teyzenin ikizlerinden biri erkekmiş. Diğeri hala kız ama merak etme, kankan da seninle birlikte yolda. 30. haftada baby shower düzenlemeyi planlıyorum. Daha doğrusu teyzen ilgilenecek tüm ayrıntılarla, ben pek bir şey yapmayacağım. Birkaç kişiden hediyeler aldın ama ben henüz sana hiçbir şey alamadım. İlk alacağım şeyin özel olmasını istiyorum, o yüzden öyle bir parça görene kadar bekliyorum. Biraz daha zaman geçsin, kış kapıya dayansın senin için bir şey öreceğim. Ne bilmiyorum gerçi... Belki bir yelek, becerebilirsem bir battaniye, bakalım... Okuduğum kitaplarda bu dönemde hamilelerin bebekleriyle konuşmalarının aralarındaki bağı güçlendireceği yazıyor. Üstelik bebekler böylece annelerinin seslerini tanımaya başlarlarmış. Karnıma doğru konuşmayı başarabileceğimi sanmıyorum bebeğim. O yüzden en iyisi sana yazdıkça, blog yazılarını okumak olacak.

Bugünkü dileğim ne mi? Yaşadığın anın farkına varman. O farkındalık o kadar önemli bir şey ki ve o kadar nadir yakalanıyor ki anlatamam. Çoğumuz ya geçmişte takılıp kalırız ya da gelecekle ilgili hayaller ve beklentiler içine girip "şimdi"yi kaçırırız. Hepimizin elindeki telefonlar yani kameralarla anı yaşamak gittikçe de zorlaşıyor. Bunun önemini ilk kez Küba, Havana'da anladım sanırım. Babanla başıboş bir şekilde dolaşırken, büyük bir parkın yakınına geldik. Müzik sesine doğru ilerledik. Bir de baktık, yerel bir grubun konseri var. Ücretsizdi tabii ki, insanlar öyle özgürce eğleniyordu ki... Biz de katıldık onlara bir süre. Sonra biraz ilerideki bir banka oturup izlemeye başladık. Tüm kalabalık grubun yanında dans ediyordu ve biz ikimiz orada o bankta, bankın yanındaki ağacın gölgesinde otururken o kadar mutluyduk ki... Babana "şu anı, bu ağacı ve bankı sakın unutma" dediğimi hatırlıyorum. İşte galiba o anı tam anlamıyla yaşayabilmiştik biz. O farkındalığı orada hissetmiştik. Yine de fotoğraf çekip belgelemeden edememiştik tabii ama olsun. Büyüyünce sana o fotoğrafı gösteririm. Şimdilik sana bu anın fotoğrafını göstereceğim. Ben, battaniyem, sodam, sana yazdıklarım ve senin içimdeki kıpırtılarınla şu anın tadını çıkarıyorum işte. Meleğim.




23 Eylül 2016 Cuma

23. Kendini tanımaya çalış

Güzel kızım,
Bugün ilk kez yüzünü babanla bana bu kadar net gösterdin. Doktorumuzu değiştirmemeye karar verdik. Figen teyzenle yola devam ediyoruz. 

Senin için bugünkü dileğime gelince... Çok kolay gibi görünen aslında önyargılarımızın, egolarımızın ya da komplekslerimizin arasında gittikçe zorlaşan bir şey bu. Kendini tanımak... Şeffafça kendine bakabilmek, kendini hatalarıyla benimsemek, yenilgileriyle sevmek, kendi başarılarıyla samimiyetle gururlanabilmek. Bunu umarım yapabildiğin kadar yaparsın bir tanecik tırtılım. E hadi şimdi seni kendinle başbaşa bırakayım o zaman. O babana benzeyen asık suratı öperim.




20 Eylül 2016 Salı

22. Evinin tadını çıkarmayı öğren

9 günlük bayram tatilini babanla birlikte yeni evimizde yedik kuzucuğum. Yedik derken, gerçek anlamıyla! Pek dışarı çıkmadan, mutfakta, verandada, yeni masada, üst balkonda bir şeyler yemekle geçti günler diyebilirim. Bayramın ilk günü Pendik'e gittik. Pazar günü de deden ve anneannen geldiler verandadaki çiti onarmaya, sonra o çitleri kapatacak ağaç almaya gittik. Onun dışında evdeydik diyebilirim. Ve çok eğlenceliydi pek bir şey yapmadan evin keyfini sürmek. Gelsin mangallar, gitsin patatesli gözlemeler şeklindeydik. Benim karnım da özellikle son iki haftada iyice büyüdü. Tabii onun içinde sen de... Bu "yeni ev" tatilinin sonlarına doğru baban da tekmelerinden nasibini aldı çok şükür. Sen tekme atmaya başladığında hemen babanı çağırıp elini karnıma koymasını istedim. Fakat koyduğu anda hareketlerini aniden kestin. Ben "utandı galiba senden" diyince baban, "utanma kızım" dedi ve sen ani, küçük ama keskin bir tekme attın ona. Aslında tekmeden çok çimdik diye nitelendirilebilir. Çok tatlıydı. Baban da çok belli etmese de, heyecanlı. Onu da çok seviyorum. İşle ilgili sıkıntılar kısa sürede çözülse o da daha rahat bir nefes alacak.

Dün temizlik vardı evde. Sonunda tam anlamıyla yerleştik sayılabilir. Cuma günü de yeni doktor amcanla randevumuz var. Görüşmek üzere güzel kızım benim.



15 Eylül 2016 Perşembe

21. Rüyanda beni gör

Bebeğim, canım kızım, biriciğim...
Bugün 21. hafta da bitiyor ve bu haftanın başından itibaren içimde nasıl kıpır kıpırsın anlatamam. İlk tekmeni hissettim. İnanılmaz güzel bir duyguydu. Gerçekten, hem müthiş bir rahatlama hissi, hem çok hafif bir ürkme, hem de gıdıklanma... Her hissettiğimde yüzüme kocaman bir gülümseme yayılıyor. Resmen bağımlısı oldum içimdeki dansının. Öyle ki, ilk tekmeyi fıstık ezmeli ekmek yedikten sonra atmıştın, o yüzden haftanın neredeyse her günü fıstık ezmesi yiyip sırt üstü uzandım. Ve genelde işe yaradı. Son iki gündür ise, bir şey yiyip uzanmama gerek kalmadan, sabah uyandığımda, ya da akşam TV izlerken, babanla konuşurken karnımda seni, hareketlerini, minik tekmelerini hissediyorum. O kadar tatlısın ki daha şimdiden... Henüz babana gösteremedim maalesef ama o günler de kapımızda çok şükür. 

Bu haftayı özel kılan bir başka güzellik de seni ilk kez rüyamda görmüş olmamdı. Tabii ki belirgin bir şekilde yüzünü hatırlamıyorum ama sendin işte. Acaba sen de beni görüyor musun? Bebeklerin rüya görüp görmediği hakkında bir araştırma ve kanıt yoksa şayet, istediğime inanmakta özgürüm öyle değil mi? Üstelik doğumu da gördüm. Normal doğum yapıyordum. Bu da yavaş yavaş ciddi anlamda düşünmeye başladığım bir konu. Normal doğumun ikimiz için de daha sağlıklı olduğunu biliyorum. Ama doktoruma güvenmekten başka yapacak bir şeyim yok. Yapamayacağımı söylerse, sezaryen de olurum sakıncası yok. Sonuç, iki şekilde de sana çıkıyor, yol önemli değil. Bu arada, doktorumuzu değiştirmeye karar verdim bebeğim. Detaylı ultrasonumu yapan Cem Batukan'la yola devam edeceğiz. Hem, yeni evimize daha yakın, hem de birçok açıdan iyi bir elektrik aldığım, güven veren bir hoca. Umarım seni dünyaya ve kucağıma o getirir. 


7 Eylül 2016 Çarşamba

20. Yaz sonu soğuk su içme

Güzel kızım,
Sonunda taşındık işte. Ve tam da o gün annen hastalandı! Buraya ilk sabah babanın beni çektiği fotoğrafı koyuyorum. O sırada boğazım çok ağrıyordu. Şimdi de nezle, halsizlik, kırgınlık şeklinde devam ediyor. Toparlamam gereken çok şey varken, mecburen yatıyorum. Beni o Anthill'deki Carrefour'dan içtiğim son soğuk su mahvetti. Sana "terli terli soğuk su içme" demiyorum bak, sonbahar başladı mı soğuk su içme yeter. Yoksa o tatlı, minik boğazların şişer ve ben çok üzülürüm. Şimdi bile hasta olduğum için iştahım biraz kesildi diye canım sıkkın. İnşallah seni fazla etkilemiyordur bu durum ve umarım ilaçsız atlatmayı başarırım.

Evimiz, hala bir çok eksiği olmasına rağmen çok güzel oldu. Seninle burada yaşayacağımız her anı iple çekiyorum. Taşındığımız gün, deden, anneannen, teyzen, Esra teyzen, babannen ve halan da buradaydı ve sağ olsunlar bize çok yardım ettiler. Yarın da yine anneannen, teyzen ve benim teyzem gelecekler. Zink'le yani teyzemle taşınmanı da çok istiyorum meleğim. O benim için de Filiz için de anne yarısından bile öte, nev-i şahsına münhasır bir insan, özel bir kişiliktir. Canım Ziynet teyzem. 

Öpüyorum pembe yanaklarından. 


3 Eylül 2016 Cumartesi

19. İçini ferah tut

Kızım, bir tanem... Yine bir haftayı geçti sana yazamayalı. Bu haftam detaylı ultrasona dair kaygılar ve ev tadilatıyla ilgili streslerle doluydu. Sana kavuşmak için saatleri saydım desem yeridir. Endişe ve tedirginlikler hamilelik sürecinin olmazsa olmazı bunu anladım. Sadece hamilelik değil galiba, bir bebek rahmine düştüğü andan itibaren bir anne için kaygılar başlıyor ve çocuk kaç yaşına gelirse gelsin son bulmuyor. Anneliğin hamurunda olsa gerek bu. Kontrolden önceki gece tam bir parça da olsa huzur bulmuş, kendimi "Allah'a emanet" diyerek telkin etmiştim ki gecenin bir vakti baban bu konuda gerginliğini benimle paylaştı. Oysa o zamana kadar hiçbir şey dememişti bu konuda. Neyse ki endişelerimiz boşunaymış. Sen iyiymişsin çok şükür. Bugünkü dileğim, gerçekleştirmesi biraz zor dileklerden. Çünkü kaygılardan kaçış yok bu hayatta. Yine de içini bir parça da olsa ferah tutmak, seni rahatlatacak ve sana iyimserlik aşılayacak. Allah'a emanetsin kızım. 

Yarın taşınıyoruz. Bin tane aksilik çıkmasına rağmen moralimi bozmamaya çalışıyorum. Hep kendime, doktor kontrolünü iyi bir şekilde atlatırsam taşınmayla ilgili hiçbir sorunu kafama takmayacağımı söyleyip durmuştum. Sonuçta bunlar basit sorunlar ve her şeyin bir çözümü var. Sen yanımızda ol yeter. Seni seviyoruz.

Yolun yarısındayız tatlım!

26 Ağustos 2016 Cuma

18. Gizli bir odan olsun

Kuzucuğum, 
19. haftaya girdik bugün. İçimde kıpır kıpır olduğunu hissediyorum. Sen de beni özledin mi? Tam bir hafta kaldı buluşmamıza, yani detaylı ultrasona. Haftaya pazar da taşınıyoruz sonunda. Gözümü kapatıp açsam ve her şey olup bitse keşke. Yapılacak daha çok şey var ama bebeğim. Neyse geçiyor işte zaman su gibi. Neredeyse benimle aynı zamanda tüp bebek yapan Zehra teyzen var, arkadaşım. Bugün onun da ikiz kızları olacağını öğrendik ve çok sevindik. Kankaların yolda bebeğim. Bir de Pınar teyzenin oğlu var senden yaklaşık 1 ay büyük. O da sizi korumak için hazırlanıyordur şimdi içeride... :) Hepiniz aynı zamanlarda gelip hayatımızı değiştireceksiniz. Sağlıkla gelin yeter, minik savaşçılar.

Kızım, daha önceden de anlatmaya çalıştığım gibi, hayat çiçeklerlerle çevrili, gökkuşağının altında yürüdüğün pembe bir yol değil. Yol betimlemesi doğru olabilir evet. Ama çakıl taşları da takılabilir bu yolda ayağına, bazen toz dumandan göz gözü görmez olur, sapmaktan korkacağın ama seni cezbeden tehlikeli patikalara rastlayabilirsin, kim bilir... Hayat zor o kesin. Zorluk dereceleri farklı sadece. Kimi insan için yolculuk, şans ya da başka faktörlerle daha az zor hale gelebilir. Ve bu geçici bir dönem de olabilir. Ertesi gün her şey bir anda tepetaklak olabilir. Hayatın gizemlerinden biri bu. O çakıl taşı, toz toprak ya da patika anlarından bahsetmek istiyorum bugün. O anlarla başa çıkma yöntemlerimizden. Akıl, hisler ve içgüdülerin karışımı bir formül kullanıyoruz işte hepimiz. Yüzdelerimiz farklı ama bunda da. Kimi insan tamamen hislerinin yönlendirmesine ihtiyaç duyar. Bazı zamanlarda da bu gereklidir zaten. Sadece hisleri koymak masanın üstüne. Bazı kararlar ancak hislerin dayanağıyla verilebilir. Kimi zaman da akıl olur rehberimiz. O ne derse, tamam deriz. Doğru mu değil mi buna ancak zaman yanıt verebilir.

Bir de içgüdülerimiz var bizim. Kimileri sadece hayvanların içgüdüye sahip olduğunu söylüyor. Peki sen doğduğunda meme emecek olman nasıl açıklanabilir? Bazıları da insanlarda olan içgüdüye, içdürtü denildiğini iddia ediyor. Her neyse, isminin çok önemi yok aslında. Bizi akıldan, duygulardan, deneyimlerden bağımsız bir şekilde davranmaya iten ani ataklardır bunlar. Ne zaman, nerede ortaya çıkacakları bilinmez. Sana tavsiyem, ne zaman yolda bir çakıl taşı görsen, bir toz kaçsa güzel gözlerine ya da bir patika aklını çelse, içindeki gizli odana çekilmen, orada, kimseden bağımsız bir şekilde kendini dinlemen. Sevdiklerini, güvendiklerini dinle ama son kararı hep sen ver. İster aklınla, ister kalbinle istersen de içgüdülerinle.