30 Aralık 2018 Pazar

132. Babanla oyunlar oyna

Mila'm... Dün hava soğuk ama güneşliydi ve attık kendimizi Maçka Parkı'na. Oh mis gibi hava... Seninle ve ağaçlarla saklambaç oynadım dün. O kadar güzeldi o kadar eğlenceliydi ki... Zaten sen büyüdükçe seninle oynamak daha eğlenceli bir hal alıyor. Büyüdükçe her şey daha büyüleyici oluyor. Benime oyunlar oynamaya devam et kızım. Ne kadar büyürsen büyü... Bu arada saklambaçı sana baban öğretti. İlk onunla oynamaya başladın evde. Beraber oynayın hep çünkü sizi izlemek öyle zevkli ki...


ı



18 Aralık 2018 Salı

131. Yeni yatağında güzel uyu

Bebişim senin uyku serüvenini anlatmak istiyorum bu postta. Doğumundan itibaren hem de... Hastaneden eve döndükten sonra 20 gün annanen de bizimle kaldı. Bu süreçte sen, ben ve o geceleri salonda uyuduk. İkimiz kanepelerde, sen, benim kanepemin yanında pufun üstündeki mavi, yokuşlu reflü yatağında. Gece gündüz, senin ikametgahın orasıydı. Zaten ilk iki ay gece-gündüz kavramın da yoktu. 2-3 saatte bir meme, uyku, bez değişimi, biraz etrafa bakma şeklindeydi.






Annem gittikten sonra gece senin odana taşındık. Her gece ben oradaki kanepede, sense yine yanımdaki pufun üstündeki reflü yatağında ya da pembe babynest'te yattın. 




4. ay civarı gündüzleri, salona kurduğumuz park yatakta yatmaya başladın. Geceleri yine odanda beraber yatıyorduk. Gündüzleri 3 kez uyuyordun.




5.5 aylık olunca kendi yatağına geçmenin vaktinin geldiğini düşündüm ve ilk kez geceleri yalnız yatmaya başladın beşiğinde. Neredeyse 7. aya kadar da bir uyku sorunu yaşamadın. Deliksiz uyuduğun bile oldu ama genelde 1 ya da iki kez uyanıyordun ve emince hemen tekrar dalıyordun. Zaten gece gündüz hep emerek uyudun, hala da öyle. Hiçbir zaman uyanıp dakikalarca ayık kalmadın, hala da öyle. Ne zaman 8. ay civarı dişler çıkmaya başladı, geceleri 10 kez bile uyandığın oldu. Atak dönemleri de aynı şekilde bol uyanmalı geçti. Sanırım 7. ayda gündüz uykuları 2'ye düştü. 12. ayda da 1'e... Bu arada park yatağı 15. ay civarı kaldırdık, gündüzleri de kendi odandaki beşikte uyumaya başladın. 





18. aya kadar böyle geçti. Ama temmuzda o beşik sana dar gelmeye başladı. Galiba çok derindi ve hava sıcaktı, bunalıyordun. Biz de parmaklıkları kaldırdık. 6 ay da böyle devam etti. Bu arada yatağından kalkıp bizim yatağımıza gelmeye başladın sabaha karşı. Her sabah olmasa da genellikle geliyordun. Daha küçükken de çok nadir aramızda yattığın oldu tabii. 22. ay civarı bu alışkanlığın doruk noktasına ulaştı. Artık neredeyse her gece uykuya bizim yatakta başlamak istiyordun. 





Ve geldik bugüne, 23. aya... Yatağın artık sana fiziksel olarak da dar gelmeye başladığından ve rahatsız olduğunu düşündüğümden hep istediğim Montessori yatağına kavuştun. Anneanneler karyolasını, babaneler de iç yatağını aldı doğum günü hediyesi olarak. Sağolsunlar. Çok sevdin yatağını ve çok rahatsın biliyorun, benim de içim rahat. Yine yanımıza gelmiyor musun, geliyorsun. Ama bunu da 1 ay sonra memeden ayrılınca aşacağımızı düşünüyorum. İşte Milakuş'un uyku hikayesi böyle. Dileğim yeni yatağında deliksiz, huzurlu uykularının olması kuzum.






9 Aralık 2018 Pazar

130. Zekanı güzel kullan

Milakuşum... Dün ilk kez insan yüzleri çizdin. Bu senin yaşın için erken bir zaman. Genellikle 2 yaşın sonlarına doğru beklenen bir şeymiş. Puzzle yapma becerisi ve konuşmada da ileri bir seviyedesin diyebilirim. Duygusal zeka ve empati kurma yeteneğin de gelişiyor. Bana yanlışlıkla elin çarptığında, acıdığını söylersem hemen sarılıp öpüyorsun, yüzünden üzüldüğünü anlayabiliyorum. Zaman zaman "annem babam" diye koşup sarılıyorsun bize.

Benim senin zekan, güzelliğin, yeteneklerin ya da başarın konusunda bir hırsım asla olmadı ve olmayacak. Benim senin iyi kalpli, zarif, merhametli, vicdanlı olman konusunda bir tutkum olabilir sadece. Güzellik göreceli ve seven gözlere ait, başarı çalışkanlık ve çokça şansa dayalı, zeka ise bambaşka bir olgu. Doğuştan geldiği kanıtlandı ama aynı zamanda geliştirilebilir olduğu da. Hiçbir konuda aşırılıklardan hoşlanmıyorum ben. Parlak bir zekan olsun isterim tabii hayatını kolaylaştırır. Seni mutlu ederse beni de mutlu eder, taşıdığın tüm özellikler, yaşadığın tüm güzellikler. Ama şunu bil ki seni şu an ve her zaman tam olduğun gibi seviyorum, seveceğim. Ne eksik ne fazla.

Zekanı güzel kullan, dilerim güzellikler için kullan.


Yaptığın resim buydu. Çerçeveletip asmayı düşünüyorum.
Resimdeki insanlar da soldan sağa: Volkan, Leyla, Esra

28 Kasım 2018 Çarşamba

129. Çocuk kitabımın sayfalarını çevir

Şu an yanımda çizgi film izliyorsun ben yazarken kuşum... Artık düzgün cümleler kurmaya başladın 3 sözcüklü, hatta 4 sözcüklü. Neredeyse söylediğimiz her şeyi tekrar edebiliyorsun, basit tüm sorularımıza cevap verebiliyorsun, o gün ya da daha önceki birgün yaşadıkların doğru sözcüklerle bazen de cümlelerle anlatabiliyorsun, yeni sözcüklere bile doğru ekleri getirebiliyorsun. Yani 22. ay itibariyle konuşmaya başladın diyebilirim. Buraya unutmamak için komik söylediğin birkaç sözcük yazacağım.

Lalaço: Salyangoz
Mekmek: Ekmek
Paye: Fare
Ünüz: Üzüm
Çocaman: Kocaman
Mahmi: Yağmur

Sözcükler ve cümleler demişken, uzun zamandır yapmak istediğim, hayalini kurduğum bir şeyi hayata geçiriyorum. Çocuk kitabı yazıyorum. Sen bana o kadar ilham veriyorsun ki, şimdi değilse ne zaman diye düşündüm. Sen uyuyunca yazıyorum. Şu an 6 kitaplık bir seriye başladım, senin doğum gününe kadar bitirmeyi hedefledim. Doğum gününden sonra yayınevlerine göndereceğim ve diğer kitaplara geçeceğim. Aklımda 3 kitap daha var. Ve en güzel sürprizi sona sakladım. Kitapların resimlerini teyzen çiziyor. İkimizden sana daha güzel bir hediye olabilir mi? 

Bugünkü dileğim biraz kendim için de diliyorum. İnşallah kitabım basılır ve ben o minik parmaklarınla sayfalarını çevirdiğini, resimlerine baktığını, ileride de okuduğunu görürüm.




17 Kasım 2018 Cumartesi

128. Tiyatrodan hoşlan

Minik kuşum,

Baban üniversitedeyken tiyatro oyuncusuydu biliyor musun? Hatta Harbiye Muhsin Ertuğrul, Kadıköy Haldun Taner sahnelerinde Godot'u Beklerken'i oynadığı da var. Sen de bugün ikinci oyununu izledin. İlkine babanla gitmiştin. Aşkın, Niloya'nın tiyatrosuydu. İlk baba-kız gününüz bir tiyatro oyunu olmuş oldu. Ne de güzel oldu böyle denk gelmesi...



Bugünkü ise arasıra izleyip şarkılarını dinlediğin Sevimli Dostlar'dı. Babanın işi çıktığı için benimle birlikte gittin. Niloya kadar hoşlanmasan da ilgiyle izledin. Tabii ki tamamını değil... Ama önemli olan zaten tiyatronun ne demek olduğunun, sana neler hissettirebileceğinin tadına bakman... Ben de tiyatroyu çok severim, sen doğmadan önce babanla sayısız oyuna gittik. Dot, Krek, Dostlar Tiyatrosu. Vay be Dostlar Tiyatrosu'ndan Sevimli Dostlar tiyatrosuna... :) Hayat böyle değiştiriyor insanı ve bu değişiklik nasıl da mutlu ediyor... Şimdi sana bu son cümleyi okusam kesin "BÖÖYLE" derdin, bu aralar nasıl sorusuna cevabın hep bu çünkü!


2 Kasım 2018 Cuma

127. 2 yaş sendromunu hafif atlat

Bebeğim şu anda sen kanepede babanla oturmuş belgesel izlerken ben de sizin muhabbetinizi dinleyerek yazıyorum bu satırları. Gerçekten de bir sohbet havası, bazen sen bir şey soruyorsun baban cevap veriyor, bazen de babanın sorduğu soruyu yanıtlıyorsun. O kadar mucizevi geliyor ki bu... Yani bundan 1 sene önce şahit olduğum sadece babanın seninle konuşmasıydı, ondan da yaklaşık bir sene önce böyle bir monolog bile yoktu beraber olduğunuzda. O dönem sadece ağlamanın nedenlerini bulmaya çalışıyorduk. Gaz mı, açlık mı yoksa kaka mı? Bu gelişme müthiş bir şey. Gerçekten bir insanın doğup büyümesi, gelişmesi, ona bir şeyler öğretmek, öğrettiklerini uyguladığını görmek inanılmaz bir haz. Şu an bıcır bıcır, yarım yarım konuşmanla o kadar tatlısın ki... Gerçekten müthiş berrak bir zihinle söylediklerimizi hemen anlaman, cümleler kurman bizi mest ediyor. Ama yavaş yavaş bebeklikten çıkma sancıları, 2 yaş sendromu da kapımızı çalmaya başladı. Bazen çok aksi olabiliyorsun. Tutturma huyun yoktu, o biraz başladı. Geceleri bizim yatağımızda uyumak istiyorsun mesela. Bunun gibi değişiklikler söz konusu. Ama zaten bebeklikte her şey geçici, bunu anladım ben. Hayat gibi değişken... Mesela iştahın kötüydü bütün yaz, ama yerine geldi çok şükür. Ama yine kesilebilir, uykular bazen güzel gider bazen bozulabilir. Böyle böyle büyüyorsunuz işte. 


Şimdi yatma zamanın geldi. Dileğim ne olsun? Madem açtım konuyu, 2 yaş sendromunu hafif atlatman olsun bari...






24 Ekim 2018 Çarşamba

126. Benimle oyun oyna

Kuzucuğum kış kapıda... Çok sert hava koşulları olmadığı sürece seni her gün dışarıya çıkarmaya kararlı olsam da yaz aylarında olduğundan daha fazla evin içinde vakit geçireceğimiz açık. Seni arada bir oyun gruplarına götürüyorum, onların okul olduğunu öğrendin ve eğleniyorsun. Geçen gün de Zehra teyzenlere gittik. Ata, Eylül ve Demir'le buluştun yine. Artık birbirinizle daha güzel oynamaya başladınız, isimlerini biliyor herkes birbirinin ve eminim gitgide daha iyi olacak ilişkiniz. Ben de mümkün olduğunca seni eğlendirecek, aynı zamanda öğretici etkinlikler bulmaya ve uygulamaya çalışıyorum. Bunu sadece senin için değil kendim için de yapıyorum aslında. Zevk alıyorum hem bu araştırmadan hem de sana bir şeyler öğretmekten, birlikte bir şeyler öğrenmekten. Oyun bence anne babalara da bir şeyler öğretiyor. Mesela çocuklarının zorluklar karşısındaki tutumunu, sevincini nasıl yaşadığını, başarısızlık karşısındaki tutumunu. Kısacası çocuğunu tanımak istiyorsan onunla oyun oyna. Sen de benimle oyna bebeğim, kurduğum oyunlardan hiç sıkılma. Daima, şimdiki gibi...





16 Ekim 2018 Salı

125. Verdiğin sözleri tut

Minik meleğim... Daha önce buna benzer bir dilekte bulunmuş muydum hatırlayamadım şimdi belki çakışabilir bazen. Bu da o dileğe ne kadar önem verdiğimi gösterir aslında. Gerçekten de benim için birisine verdiğim sözü tutmak, mümkün olduğu kadar başarmaya çalıştığım bir şey. Hele o kişi bir çocuksa çok daha ciddileşiyor işler. Çünkü çocuklar kendilerine verilen sözleri asla unutmaz. Ben unutmazdım. Söz konusu benim çocuğumsa, yani sensen, o sözü tutmak benim için olmazsa olmaz artık. 

Cumartesi günü arkadaşım Nihal'in kız Mavi'nin 1 yaş doğum gününe gittik. Sen de tanıyorsun Mavişi, umarım daha uzun yıllar da arkadaş olursunuz. Sonrasında planım, evde seni uyutmak, uyanınca da 1903'teki Kids and Pets Festivali'ne götürmekti. Akşam da arkadaşım Esra'nın düğününe davetliydik. Sana tüm planı sabahtan anlattım. Neyse doğum günü sonrası eve geldik ve baban, sen, ben güzel bir uykuya daldık. Uyandığımızda festivalin bitmesine nereyse 1 saat kalmıştı. Daha kuaföre de gitmem gerekiyordu, o yüzden festivale gitmemeye karar verdim. Oysa sen, daha önce sana festivale (okul dedim) gideceğimizi söylediğim için soran gözlerle "okul? okul?" diye etrafımda dönmeye başladın heyecanla. Okulun bittiğini, başka zaman gideceğimizi söyleyip, seni babanla bırakıp kuaföre gittim ama içim hiç rahat etmedi. Kuaförden döndüğümde saat 5'i 10 geçiyordu, yani 10 dk önce bitmiş olması gerekiyordu festival. Ama dayanamadım atladık gittik arabayla 5 dakikada festivale. Görüntü hüzünlüydü, herkes toplanmıştı. Bir yerde bir köpek ve kafeste bir papağan görebildik sadece. Yeni yeni toplanmaya başlanan bir masa kalmıştı sadece. Onlardan boya yapabileceğimiz bir şey rica ettim. Bize bez bir çanta ve pembe boya verdiler. Oturduk onu boyadık. Ve sonuçta sözümü tutmuş oldum sana bebeğim. Bir tane de kitap hediye ettiler bize. Çanta, kitap ve aşağıdaki fotoğraflar o günün ve bu dileğin hatırası olsun. Senin de bu konuda hassas olman hayaliyle, öpüyorum bal yanaklarından.




2 Ekim 2018 Salı

124. Yaşam alanlarını sev

Melek kızım...
Daha önce de bahsetmiştim, odanda bazı değişiklikler yaptım. Yatağını açmıştık zaten, duvarı güzel bir griye boyattık, masa-sandalye ve kitaplık aldık babanenlerin verdiği bayramlık harçlıktan, duvara bir dünya haritası yapıştırdık seninle beraber. Duvara ayrıca ahşap ışıklı bir aydede lamba astım, yıldız sticker'lar ve ahşap Mila isimliği yapıştırdım.

Gerçekten çok güzel bir odan oldu. Masanda oturup boya yapmaya bayılıyorsun. Bazen gözümün içine muzipçe bakıp sandalyeleri de boyuyorsun ama olsun!



Çadırına yer kalmadığı için onu salona aldık ama oraya çok iyi oldu. Sığınağımız gibi o bizim. Ara sıra, özellikle yağmur yağarken orada kitaplara bakmak çok zevkli oluyor seninle. Bazen de babanla kudurma yeriniz orası!



Bu arada bir de mutfağın oldu senin. Onu da salona koyduk. Çok sevdin, uzun zaman geçiriyorsun tencere ve tavalarınla! Benim için de sabah kahvaltı hazırlamak daha kolaylaştı, sen kendi mutfağındayken...



İnsanın kendi yaşam alanlarında rahat etmesi ve keyif alması, yaşam kalitesi için çok önemli. Mesela koltuğunu seversen ve o gerçekten rahat bir koltuksa eğer, oturduğunda yorgunluğunu daha kolay atarsın, kendini içinde mutlu ve huzurlu hissedersin çünkü. Ya da balkonun temizse, düzenliyse, çiçekliyse, orada bir kahve içmek her zaman daha cazip olur. Yaşadığı ortama kendini, ruhunu ve emeğini katmalı insan, sahiplenmeli, benimsemeli. O zaman o koltuk, o yastık, o balkon, o ev onun olur. Senin de seveceğin yaşam alanları yaratmanı dilerim bebeğim.




24 Eylül 2018 Pazartesi

123. Güzel bir düğünün olsun

Minik kuzum... Teyzenin düğünü de geldi geçti. Hem de öyle güzel geçti ki... Dilerim senin de o kadar şık ve eğlenceli bir düğünün olsun. İşte fotoğraflar...











15 Eylül 2018 Cumartesi

122. İyi bir hatip ol

Bebişim... Yarın 20 günlük oluyorsun. Ve yaklaşık 18. aydan itibaren müthiş bir zihinsel ve sosyal gelişim içindesin. Gerçekten büyülüyorsun beni. Artık toplam kaç kelime konuşabildiğini sayamıyorum bile çünkü her gün yeni, birkaç kelime ekliyorsun o küçük ve güzel depoya. İnanılmaz zevkli benim için bu macerana tanık olmak, destek olmak. Artık kelimeleri de yavaş yavaş birleştirmeye, şirin cümleler kurmaya bile başladın, seninle sohbet etmek şu sıralar en sevdiğim şey. Beraber kahve içip iki lafın belini kıracağımız günler yakın, çünkü zaman hızlı geçiyor. Bugünkü dileğim babam, yani deden gibi iyi bir hatip olman, her konuştuğunu dinletme yeteneğine sahip olabilmen ve ağzından bal damlaması... İnanılmaz güzel bir özellik çünkü bu ve pek az insana nasip olur. 

Bu arada havalar soğumaya başladı hafiften ama teyzenin düğünü de yaklaştı. İnşallah hava güzel olur o gün. Öpüyorum ensenden.




5 Eylül 2018 Çarşamba

121. Gününü anlamlandır

Kuzum benim, her şeyim... Artık tatiller sona erdi, sonbahar kapıda. Biz de yazın son günlerini şehirde seninle doya doya değerlendiriyoruz. Bir gün Yıldız Parkı'na koşuyoruz. Ve sen bir sincabın ağaca tırmanışını görüyorsun, göl ne demektir anlıyorsun.





Diğer bir gün Taksim'e gidiyoruz metroyla, sen tren kelimesinin anlamını yaşayarak öğreniyorsun, meydanda kuşları kovalıyorsun.




Başka bir gün Bebek Parkı'ndayız. Sonbaharın ilk sarı yapraklarını gösteriyorsun bana, kargaları çağırıyor, gak gak diye taklit ediyorsun onları.




Bir alışveriş merkezinde bebek gezdirdiğin de oluyor, bahçemizde babanla salatalık topladığın da...








Sonuç olarak bebeğim, günlerin dolu dolu, öğrenerek, yaşayarak, sevinerek, şaşırarak, heyecanlanarak geçiyor. Bunun için çabalıyorum. Senin için de dileğim yaşayacağın her güne küçük de olsa bir anlam katman. Bir gün daha önce tatmadığın bir çikolata olur o güne değer katan, başka bir gün belki yaşlı annenle bir gezinti! Öpüyorum minik burnundan, tatlı ensenden, koklamaya doyamadığım...



31 Ağustos 2018 Cuma

120. Yakınlarınla daha sık görüş

Bebeğim, bitanem...
15 günlük Ayvalık-Ören maceramız ve bu yılın son yaz tatili de sona erdi. Çok da güzel geçti  iki taraf da... Ayvalık'ta babane, dede ve halana doydun, Demir, Eylül, Ata ve Derin ablanla buluştun. Ören'de annanen, deden ve teyzene kavuştun, Leyla'yla coştun. Bu post fotoğraf ağırlıklı olacak ama demek istediğim çok açık. En yakınlarınla, seni çok sevenlerle bol bol zaman geçir. Her fırsatta...