40 uçurma için tabii ki Pendik'e ananeme gittik. Bilmem hatırlıyor musun, ilk dileklerimden biriydi ananemin seni görmesi. Çok şükür Allahım bana bunu nasip etti. Öyle huzur dolu bir andı ki seni onun kucağına bırakışım. Onun yaşadığı mutluluğu tahmin bile edemiyorum ve bugün sana o sevincin aynısından diliyorum İpek böceğim.
Bu blog aslında sadece bir kişi için açıldı. Şu an karnımda kendi kendine oyunlar oynayan ve her geçen gün hızla büyümeye devam eden bebeğim için. Her yazı, senin için tuttuğum bir dilek içerecek bebeğim. Bir gün okuyabilmen dileğiyle...
27 Şubat 2017 Pazartesi
53. Torununun çocuğunu gör
Minnoş kızım benim... Artık 40'ın çıktı, genç kızlığa doğru hızla koşuyorsun! Gerçekten de dedikleri gibi zaman hızlı geçiyormuş ama ben her anın tadını çıkararak yaşıyorum, bir kaygım yok bu konuda. Seni gözlemlemek, gelişimini fark etmek öyle büyük zevk ki. Baban için de benim için de. Mesela artık yüzlere odaklanabiliyorsun, gözlerimizin içine bakabiliyorsun, başını çevirip bizi takip edebiliyorsun ve en güzeli o muhteşem gülücüklerini cömertçe sunuyorsun bize. Hele emzirirken ben başka bir yere baktığımda beni gülümseyerek seyrettiğini fark etmek... Dünyalara bedel. İçimi eriten bir an o. Bakalım kahkahalar ne zaman gelecek...
23 Şubat 2017 Perşembe
52. İlklerinin değerini bil
Kujum, minnoşum, sadece 1 hafta yazmadım buraya ve o bir haftada neler oldu neler. Mesela 1 ayını doldurdun ve ilk doktor muayenene gittin.
Sonracığıma annenin doğum gününde ilk park gezintini yaptın. Çok kısa sürse de ve uykuyla başlayıp ağlamayla son bulsa da...
İlk filmini izledin anneyle beraber. Film La La Land. Annen bayıldı, belki sen de bunu okuyacak yaşa gelene kadar izlemiş olacaksın. Beraber izlemek biraz zordu kabul ediyorum. İki gün sürdü ve bol bol durdurulup tekrar oynatıldı ama olsun.
Babanla güzel pozlar verdin ve onun doğum gününde ilk kez mahallede bir tur attın.
Şimdiden birçok ilk yaşadın kızım, bütün ilklerin güzel olsun.
Etiketler:
1 aylık,
çocuk parkı,
doğum günü,
ilk film
15 Şubat 2017 Çarşamba
51. Kolayca doğur
Bebişkom, minişkom, kuzişkom! Sana bu aralar hitap şekillerimden birkaçı bunlar işte. Söz verdiğim gibi bugün doğduğun günü anlatacağım sana. Şimdiden zor bir doğumdu diyip seni hazırlayayım okuyacaklarına. Evet gül bahçesi değildi ama sonunda sana kavuşacaksam bin kez daha aynı yollardan geçmeye, aynı sancıları çekmeye varım. Ayrıca hamileliğim çok rahat geçmişti, en ufak bir zorluk yaşamadım. Varsın doğumun zahmetli olsun nazlı kızım.
15 Ocak Pazar gününe dönelim o zaman. Henüz karlar erimemişti bile tam olarak. Hatta bir gün önce cumartesi yogaya gitmek için evden çıkıp, geç kalınca vazgeçmiş ve Levent'e gidip kar yığınlarının olduğu sokaklardan eve kadar yürümüştüm. Artık 39. haftam dolmuştu, 40'tan gün almaya başlamıştım ve yürürken bile epeyce zorlanmaya başlamıştım. Tekrar pazar gününe dönelim. Sabah babanla birlikte yan komşuya iade-i ziyarete gittik. Onların da 3 yaşında bir kızları var. İnşallah tanışacaksınız önümüzdeki günlerde. Öğleden sonra babam, annem ve Filiz geldiler bize. Uzun zamandır görmemiştim üçünü de. Akşam üstüne kadar oturdular, seni konuştuk, hatta kapıda espriler yapıp selfie çekildik. Annem ''yine geliriz biz'' diyince ben, ''Mila sizden önce gelir'' dedim ve gerçekten de öyle oldu. Onlar gittikten sonra sanki biliyormuşuz gibi babanla 2. hastane çantasını hazırladık, banyoları değiştik (senin odanın karşısındaki banyoya ben taşındım) ve babandan birkaç hamile fotosu çekmesini istedim. Sanırım sen de hazırlıklarımızı bitirmemizi bekledin gelmek için. Çünkü tüm bu işler bitip televizyon karşısına oturduğumuzda sancılarım da hafiften kendini göstermeye başladı. Gerçi bunların doğum sancısı olduğundan da emin değildim. Önce pek önemsemedim, hatta pazar gazetelerini okurken Çin yemeği söyledik, ama onu yiyemeyecek kadar ciddileşince sancılar, tedbir amaçlı hastaneye gitmeye karar verdik. Gerçi rahatça yürüyebiliyordum ve bir düzeni yoktu sancıların ama yine de NST'ye girmemin iyi olacağını düşündük. Gece saat 11 civarında hastaneye gittiğimizde nöbetçi doktor muayene etti beni ve biraz da kaba bir tavırla doğumun başlamadığını, rahimde hafif bir incelme gördüğünü, bu sancıların normal olduğunu ama 2 gün sonra kontrole gelmem gerektiğini söyledi. Normal doğum konusunda da cesaret kırıcı şeyler anlatıp durdu. Biz de kös kös eve döndük tabii. İşte ne olduysa biz eve döndükten sonra yani gece 12'den sonra oldu. Henüz yatmamıştık, salonda oturuyorduk ama kramplar gitgide beni zorlamaya başlamıştı artık. Küçük inlemelerle atlatıyordum artık her bir sancıyı. Ve düzenli hale de gelmişlerdi sanki. Yine de doktorun söylediklerine güvenerek yukarı çıktık, yatağımıza yattık ancak uyumak ne mümkün. Gelmeye karar vermiştin sen artık bebeğim. Zaman geçtikçe şiddetlenmeye başlamıştı sancılar. Nerdeyse dakikada bir geliyor ve geldiğinde inleyerek değil çığlık atarak karşılamaya başlıyordum herbirini. Baban çaresizce yanımda yatıyor, benim her sancıda iki büklüm olmamı izliyordu. Saat 3 olmuştu ve ben aynı durumdaydım. Tekrar hastaneye gitmemizin şart olduğu belli olmuştu da aynı sevimsiz nöbetçi doktorla karşılaşmak istemediğimizden biraz daha dişimi sıkıp sabahı bekliyorduk ikimiz de. Bir saat daha bekleyebildim, ama baktık geçmiyor üstümü bile değiştirmeden montumu giydim. Hastane çantalarını yanımıza alsak mı diye bir an düşündük ama sonra almamaya karar verdik. Çünkü bence hala inanamıyorduk doğumun başladığına. Saat 4 buçuk gibi hastaneye geldik ve aynı doktor tarafından muayene edildim. Birkaç saat önce bizi eve yollayan kendisi değilmiş gib sakince 3 cm açılmam olduğunu ve yatış verdiğini söyledi. İnanamadım, normalde 2 cm açılmaya kadar evde çekin sancıları, sonra hastaneye gelin deniliyordu okuduğum kitaplarda. Oysa ben 3 cm'dim. O an çok sevindiğimi hatırlıyorum. Demek ki belki de hızlı ve kolay bir doğum olacaktı. Odamız hazırlanana kadar o odada kalabileceğimiz söylendi, o doktoru bir daha görmedik. Baban beni mecburen bırakıp endişeli bir şekilde çantaları almaya gitti. Oysa ben çok rahattım. Tuhaf bir güç gelmişti sanki tüm hücrelerime. Doğuruyordum işte sonunda. Birkaç saat sonra kavuşacaktım sana. O odada yalnız kaldığım yaklaşık 20 dakika boyunca gelen sancıları metanetli bir şekilde atlattım hep ve çok huzurluydum. Hastanedekiler doktorumuza haber vermişti zaten. Ben de teyzene mesaj attım. Sabah 7 gibi doktorumuz Figen Hanım geldi. Açılmam 4 cm'i bulmuştu. Sancılarım katlanılır düzeydeydi ya da ben alışmıştım artık. O nedenle epidural konusunu düşünmek istediğimi belirttim. Çünkü 4 cm itibariyle epidural yapılabiliyor. Her kasılma sırasında baban belime masaj yapıyor ve o baskı hissi acıyı nispeten hafifletiyordu. Bu arada Esra teyzen geldi ziyaretimize. Saat 9'a geliyordu artık ve anneannen, deden ve teyzen de yoldaydı. Sonra bir ara şiddetlenmeye başlayınca sancılarım,
dayanamayacağımdan korktum ve epidural yapılmasını istedim. İğne vurulduktan sonra rahatladım, birden kuş kadar hafif hissettim. Baban da ben de bir yarım saat kadar uyumuşuzdur o sırada. 11'e doğru Figen Hanım geldi ve açılmamı kontrol etti, 6 cm olmuştum artık ama sancıları da yeniden hissetmeye başlamıştım ve 2. doz epidurale hayır demedim. Ama bu bir hataymış meğerse kızım çünkü açılmamı çok yavaşlattı. 2 saat sonra hala 6 cm'dim ve bu doktorumun pek hoşuna gitmedi. Epidural almamış olsaydım çoktan doğurmuş olacağımı söyledi. Ve hep korktuğum şey başıma geldi: Suni Sancı. Doğumu hızlandırmak için suni sancı verildiği andan itibaren geri kalan şeyleri hatırlamakta güçlük çekiyorum. Epiduralin etkisi de hafiflemişti çünkü. Odanın içinde bir kolumda baban bir kolumda teyzen, ara ara gelen halan, yengelerim, hepsi çaresizlik bense acı içindeydim. Zaman kavramını yitirmiştim artık ne kadar zaman geçti farkında değildim. Ama sanırım 2 gibi Figen hanım tekrar geldi ve açılmamın 9 cm olduğunu, 15 dakika sonra beni doğumhaneye alacaklarını söyledi. Acayip sevindim tabii. Babanla birlikte doğumhaneye girdik. Baban sağımda, telefon elinde senin doğum anını çekmek için hazırdı ve tek yapmam gereken ıkınmaktı. Ve yapamadım Miloşko! Çok kez denememe rağmen, belki bitkinlikten belki epiduralin verdiği hissiyat kaybından bir türlü seni dışarı ittiremiyordum. Baban da o sırada o bağırma çağırma ıkınma sırasında hafif bir travma yaşamadı değil tabii. Ve olmadı. Beni ameliyathaneye aldılar. Son kez bir müdahele daha denenecekti, o da olmazsa sezaryen olacaktım. Ben büyük bir hayal kırıklığı içinde ameliyathane kapısından girerken meğer bu haberi alan annem de asansörde bayılıyormuş. Bunu çok sonradan öğrendim. Babanı da almadılar ameliyathaneye maalesef. Ve ben yalnız başıma, iki tarafımdan güçlüce bastıran hemşirelerle birkaç kez daha denedim, yine olmadı. Artık yorgunluktan bitap düşmüştüm ve ağlayarak ameliyata alındım. Üşüyerek uyandığımda yine ameliyathane kapısının önündeydim, ayılmam bekleniyordu. Birden olanları hatırladım ve yeniden ağlamaya başladım. Hemşirelere seni sordum, iyi olduğunu söylediler, rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre yüzün ters geliyormuş, o yüzden normal yolla doğman zaten imkansız gibi bir şeymiş. Ama kanala girdiğin için normal yolla doğumun tüm avantajlarından hem sen hem ben yararlanacakmışız. Senin bağışıklık sisteminin iyi olması, hemen emmen, benim sütümün hemen gelmesi gibi... Durduramadığım gözyaşlarımla sedyede ilerlerken herkes beni bekliyordu. En çok da sen. Odada seninle karşılaştıktan sonra hepsi geride kaldı ve yeni hayat başladı.
Not: Yazının sonunu seni emzirerek getirdim.
15 Ocak Pazar gününe dönelim o zaman. Henüz karlar erimemişti bile tam olarak. Hatta bir gün önce cumartesi yogaya gitmek için evden çıkıp, geç kalınca vazgeçmiş ve Levent'e gidip kar yığınlarının olduğu sokaklardan eve kadar yürümüştüm. Artık 39. haftam dolmuştu, 40'tan gün almaya başlamıştım ve yürürken bile epeyce zorlanmaya başlamıştım. Tekrar pazar gününe dönelim. Sabah babanla birlikte yan komşuya iade-i ziyarete gittik. Onların da 3 yaşında bir kızları var. İnşallah tanışacaksınız önümüzdeki günlerde. Öğleden sonra babam, annem ve Filiz geldiler bize. Uzun zamandır görmemiştim üçünü de. Akşam üstüne kadar oturdular, seni konuştuk, hatta kapıda espriler yapıp selfie çekildik. Annem ''yine geliriz biz'' diyince ben, ''Mila sizden önce gelir'' dedim ve gerçekten de öyle oldu. Onlar gittikten sonra sanki biliyormuşuz gibi babanla 2. hastane çantasını hazırladık, banyoları değiştik (senin odanın karşısındaki banyoya ben taşındım) ve babandan birkaç hamile fotosu çekmesini istedim. Sanırım sen de hazırlıklarımızı bitirmemizi bekledin gelmek için. Çünkü tüm bu işler bitip televizyon karşısına oturduğumuzda sancılarım da hafiften kendini göstermeye başladı. Gerçi bunların doğum sancısı olduğundan da emin değildim. Önce pek önemsemedim, hatta pazar gazetelerini okurken Çin yemeği söyledik, ama onu yiyemeyecek kadar ciddileşince sancılar, tedbir amaçlı hastaneye gitmeye karar verdik. Gerçi rahatça yürüyebiliyordum ve bir düzeni yoktu sancıların ama yine de NST'ye girmemin iyi olacağını düşündük. Gece saat 11 civarında hastaneye gittiğimizde nöbetçi doktor muayene etti beni ve biraz da kaba bir tavırla doğumun başlamadığını, rahimde hafif bir incelme gördüğünü, bu sancıların normal olduğunu ama 2 gün sonra kontrole gelmem gerektiğini söyledi. Normal doğum konusunda da cesaret kırıcı şeyler anlatıp durdu. Biz de kös kös eve döndük tabii. İşte ne olduysa biz eve döndükten sonra yani gece 12'den sonra oldu. Henüz yatmamıştık, salonda oturuyorduk ama kramplar gitgide beni zorlamaya başlamıştı artık. Küçük inlemelerle atlatıyordum artık her bir sancıyı. Ve düzenli hale de gelmişlerdi sanki. Yine de doktorun söylediklerine güvenerek yukarı çıktık, yatağımıza yattık ancak uyumak ne mümkün. Gelmeye karar vermiştin sen artık bebeğim. Zaman geçtikçe şiddetlenmeye başlamıştı sancılar. Nerdeyse dakikada bir geliyor ve geldiğinde inleyerek değil çığlık atarak karşılamaya başlıyordum herbirini. Baban çaresizce yanımda yatıyor, benim her sancıda iki büklüm olmamı izliyordu. Saat 3 olmuştu ve ben aynı durumdaydım. Tekrar hastaneye gitmemizin şart olduğu belli olmuştu da aynı sevimsiz nöbetçi doktorla karşılaşmak istemediğimizden biraz daha dişimi sıkıp sabahı bekliyorduk ikimiz de. Bir saat daha bekleyebildim, ama baktık geçmiyor üstümü bile değiştirmeden montumu giydim. Hastane çantalarını yanımıza alsak mı diye bir an düşündük ama sonra almamaya karar verdik. Çünkü bence hala inanamıyorduk doğumun başladığına. Saat 4 buçuk gibi hastaneye geldik ve aynı doktor tarafından muayene edildim. Birkaç saat önce bizi eve yollayan kendisi değilmiş gib sakince 3 cm açılmam olduğunu ve yatış verdiğini söyledi. İnanamadım, normalde 2 cm açılmaya kadar evde çekin sancıları, sonra hastaneye gelin deniliyordu okuduğum kitaplarda. Oysa ben 3 cm'dim. O an çok sevindiğimi hatırlıyorum. Demek ki belki de hızlı ve kolay bir doğum olacaktı. Odamız hazırlanana kadar o odada kalabileceğimiz söylendi, o doktoru bir daha görmedik. Baban beni mecburen bırakıp endişeli bir şekilde çantaları almaya gitti. Oysa ben çok rahattım. Tuhaf bir güç gelmişti sanki tüm hücrelerime. Doğuruyordum işte sonunda. Birkaç saat sonra kavuşacaktım sana. O odada yalnız kaldığım yaklaşık 20 dakika boyunca gelen sancıları metanetli bir şekilde atlattım hep ve çok huzurluydum. Hastanedekiler doktorumuza haber vermişti zaten. Ben de teyzene mesaj attım. Sabah 7 gibi doktorumuz Figen Hanım geldi. Açılmam 4 cm'i bulmuştu. Sancılarım katlanılır düzeydeydi ya da ben alışmıştım artık. O nedenle epidural konusunu düşünmek istediğimi belirttim. Çünkü 4 cm itibariyle epidural yapılabiliyor. Her kasılma sırasında baban belime masaj yapıyor ve o baskı hissi acıyı nispeten hafifletiyordu. Bu arada Esra teyzen geldi ziyaretimize. Saat 9'a geliyordu artık ve anneannen, deden ve teyzen de yoldaydı. Sonra bir ara şiddetlenmeye başlayınca sancılarım,
dayanamayacağımdan korktum ve epidural yapılmasını istedim. İğne vurulduktan sonra rahatladım, birden kuş kadar hafif hissettim. Baban da ben de bir yarım saat kadar uyumuşuzdur o sırada. 11'e doğru Figen Hanım geldi ve açılmamı kontrol etti, 6 cm olmuştum artık ama sancıları da yeniden hissetmeye başlamıştım ve 2. doz epidurale hayır demedim. Ama bu bir hataymış meğerse kızım çünkü açılmamı çok yavaşlattı. 2 saat sonra hala 6 cm'dim ve bu doktorumun pek hoşuna gitmedi. Epidural almamış olsaydım çoktan doğurmuş olacağımı söyledi. Ve hep korktuğum şey başıma geldi: Suni Sancı. Doğumu hızlandırmak için suni sancı verildiği andan itibaren geri kalan şeyleri hatırlamakta güçlük çekiyorum. Epiduralin etkisi de hafiflemişti çünkü. Odanın içinde bir kolumda baban bir kolumda teyzen, ara ara gelen halan, yengelerim, hepsi çaresizlik bense acı içindeydim. Zaman kavramını yitirmiştim artık ne kadar zaman geçti farkında değildim. Ama sanırım 2 gibi Figen hanım tekrar geldi ve açılmamın 9 cm olduğunu, 15 dakika sonra beni doğumhaneye alacaklarını söyledi. Acayip sevindim tabii. Babanla birlikte doğumhaneye girdik. Baban sağımda, telefon elinde senin doğum anını çekmek için hazırdı ve tek yapmam gereken ıkınmaktı. Ve yapamadım Miloşko! Çok kez denememe rağmen, belki bitkinlikten belki epiduralin verdiği hissiyat kaybından bir türlü seni dışarı ittiremiyordum. Baban da o sırada o bağırma çağırma ıkınma sırasında hafif bir travma yaşamadı değil tabii. Ve olmadı. Beni ameliyathaneye aldılar. Son kez bir müdahele daha denenecekti, o da olmazsa sezaryen olacaktım. Ben büyük bir hayal kırıklığı içinde ameliyathane kapısından girerken meğer bu haberi alan annem de asansörde bayılıyormuş. Bunu çok sonradan öğrendim. Babanı da almadılar ameliyathaneye maalesef. Ve ben yalnız başıma, iki tarafımdan güçlüce bastıran hemşirelerle birkaç kez daha denedim, yine olmadı. Artık yorgunluktan bitap düşmüştüm ve ağlayarak ameliyata alındım. Üşüyerek uyandığımda yine ameliyathane kapısının önündeydim, ayılmam bekleniyordu. Birden olanları hatırladım ve yeniden ağlamaya başladım. Hemşirelere seni sordum, iyi olduğunu söylediler, rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre yüzün ters geliyormuş, o yüzden normal yolla doğman zaten imkansız gibi bir şeymiş. Ama kanala girdiğin için normal yolla doğumun tüm avantajlarından hem sen hem ben yararlanacakmışız. Senin bağışıklık sisteminin iyi olması, hemen emmen, benim sütümün hemen gelmesi gibi... Durduramadığım gözyaşlarımla sedyede ilerlerken herkes beni bekliyordu. En çok da sen. Odada seninle karşılaştıktan sonra hepsi geride kaldı ve yeni hayat başladı.
Not: Yazının sonunu seni emzirerek getirdim.
| Hastaneye giderken biz. |
| Dönerken 3 kişiyiz. |
9 Şubat 2017 Perşembe
50. Gaz sancıların yok olsun
Bebeğim... Sen benim mi bebeğimsin sahiden? Ben senin annen miyim şimdi? Şu an karşımda beşiğinde hafif kıpırtılı, homurtulu uyuyan yamuk yumuk elleri, ağzı, minik burnu, şaşkın gözleri olan şirin şey bundan 25 gün önce karnımda mıydı? Biliyor musun hep senin gibi tatlı ve komik bir kızım olsun diye hayal etmiştim. Allah çok şükür nasip etti. Sen aslında o kadar tanıdık geliyorsun ki gözüme. Ama yine de, buna rağmen inanamıyorum gerçekliğine... O derece güzel bir şey yaşıyorum çünkü. Allah, isteyen herkese versin, babanla bana senin sağlıkla büyüdüğünü nasip etsin artık. En büyük duam bu.
Kuzucuğum, 19. gününün akşamı anneannenle vedalaştık. Kaldık mı baş başa... İyi idare ediyoruz ama. Baban da hep destek, tam destek. Geceleri maşallahın var. Annenin uykularına kıyamadığından olsa gerek, mışıl mışıl uyuyorsun. 2 kez seni emzirmek ve altını değiştirmek için kalkıyorum. Bazen zorla uyandırıyorum, o kadar ağır uykuların... Gündüzlerin birazcık sıkıntılı ama. Ah o gazlar... Elimde olsa hepsini tek tek üfler yok ederim karnından. Öyle çok kıvrandırıyorlar ki seni. Elimden pek bir şey gelmiyor, üzülüyorum, her pırtında bir oh çekiyorum. Baban sırtına vurup duruyor çıkarmak için gazını, çoğu zaman da işe yarıyor. Havalar hala soğuk gidiyor. Seninle dışarıda gezeceğimiz günleri iple çekiyorum. Sokaklar vardı biliyorsun sana göstermek istediğim. Kuşlar, evler, ağaçlar vardı. Hepsi bizi bekliyor kızım. Bizi ve baharın gelmesini... Sen biraz büyü de... Aslında hemen büyü de istemiyorum, her gününün, her anının tadını çıkarmak istiyorum. Öyle karışık ki hislerim... Hah işte uyanıyorsun. Bugün aslında doğum hikayeni yazacaktım ama zaman kalmadı. Zaten o kadar az boş zamanım var ki artık. Doğumun bir sonraki yazının konusu olsun. Bakalım ne zaman fırsat bulabileceğim... Şimdi doğru seni koklamaya...
1 Şubat 2017 Çarşamba
49. Güzel emmeye devam et
Mila'm, kuzucuğum, biricik kızım benim. Dün sen doğalı 15 gün oldu. İlk kez seni bırakıp çıktığım gün de dündü bebeğim. Ptt'ye kadar gittim geldim 1 saatliğine. Sen anneannenle baş başaydın. Ben sokaklarda kalbim pır pır telaş içinde, gözlerimin önünde yüzün koşuşturup durdum işte. Bir an önce sana kavuşmak istedim, hafif bir vicdan azabıyla doldu içim. Anneliğin yeni tanıştığım acayip duygu durumlarından birini daha yaşadım yani.
Doğduğundan beri anneannen yanımızda neyse ki... Sana, bana öyle yardımcı oldu ki... Alışma sürecine onun sayesinde daha kolay adapte oldum. Tabii ki yine de, uykusuzluk kolay değil. Yorgunluk baki, dinlenmek geçici. Ama sen öyle güzel bakıyorsun ki gözlerime, öyle bir gülüyorsun ki bazen, evet dedikleri doğruymuş unutuluyor tüm zorluklar. Annelik hakkında duyduğum tüm klişeler gerçekmiş. Tüm gerçekler güzelmiş. Biraz uykusuzluktan, biraz mutluluktan hafif kafa güzel dolaşıyorsun evin içinde. Tamamen sana muhtaç olan bir insan beliriyor ortalıkta ve birdenbire fark ediyorsun ki sen de ona muhtaçsın aslında. Neyse ki emzirmek tahminimden çok daha kolay, çoooook daha güzelmiş. Muhteşemmiş hatta. Şükürler olsun. Sen de bunu çok kolaylaştırdın bebeğim, teşekkür ederim. Baban da bu süreci güzel atlatmam için elinden geleni yapıyor, sana bayılıyor. Şu sıralar biraz hasta, burnu akıyor ve sana dokunamıyor diye çıldırıyor.
Bu yazının bir bütünselliği oldu mu bilemiyorum. Malum güzel kafalar, karşımda beşiğinde uyurken çaktırmadan yazmalar... Şu 15 gün içindeki ziyaretçilerimizden de bahsedeyim. Babanen, deden, halan, diğer deden, teyzen, Esra teyzen, Nihat dayın, yengen ve Deniz geldiler. Daha da gelenler olacak mutlaka. Ailenin gözbebeği oldun bebeğim. İyi ki geldin. Son iki aydır çok hasta olan ananeme de iyi geldin.
Doğduğundan beri anneannen yanımızda neyse ki... Sana, bana öyle yardımcı oldu ki... Alışma sürecine onun sayesinde daha kolay adapte oldum. Tabii ki yine de, uykusuzluk kolay değil. Yorgunluk baki, dinlenmek geçici. Ama sen öyle güzel bakıyorsun ki gözlerime, öyle bir gülüyorsun ki bazen, evet dedikleri doğruymuş unutuluyor tüm zorluklar. Annelik hakkında duyduğum tüm klişeler gerçekmiş. Tüm gerçekler güzelmiş. Biraz uykusuzluktan, biraz mutluluktan hafif kafa güzel dolaşıyorsun evin içinde. Tamamen sana muhtaç olan bir insan beliriyor ortalıkta ve birdenbire fark ediyorsun ki sen de ona muhtaçsın aslında. Neyse ki emzirmek tahminimden çok daha kolay, çoooook daha güzelmiş. Muhteşemmiş hatta. Şükürler olsun. Sen de bunu çok kolaylaştırdın bebeğim, teşekkür ederim. Baban da bu süreci güzel atlatmam için elinden geleni yapıyor, sana bayılıyor. Şu sıralar biraz hasta, burnu akıyor ve sana dokunamıyor diye çıldırıyor.
Bu yazının bir bütünselliği oldu mu bilemiyorum. Malum güzel kafalar, karşımda beşiğinde uyurken çaktırmadan yazmalar... Şu 15 gün içindeki ziyaretçilerimizden de bahsedeyim. Babanen, deden, halan, diğer deden, teyzen, Esra teyzen, Nihat dayın, yengen ve Deniz geldiler. Daha da gelenler olacak mutlaka. Ailenin gözbebeği oldun bebeğim. İyi ki geldin. Son iki aydır çok hasta olan ananeme de iyi geldin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

