27 Aralık 2017 Çarşamba

89. Uzun uyu

Milacığım, yavrucuğum, 11 aylık oldun kuzum.



Hemen unutmadan son dönemde öğrendiğin yeni sözcükleri yazayım. "Nerede" diyebiliyorsun. Tabii Milaca "Nayde" gibi bir şey çıkıyor ağzından. Hatta "tıss nayde" dediğin için teyzene göre cümle kurmaya bile başladın. Kedi nerede demek istiyorsun. Ayakkabının, topun, ışığın ve memenin anlamını biliyorsun. Artık tek elinle tutunup kalkabiliyorsun, benimle kovalamaca oynamaya bayılıyorsun. Biliyorum tüm bu yenilikler her gün çoğalacak ve ben bu heyecanla nasıl başa çıkacağım acaba... Genel olarak baban ve benim dışımdaki insanlara karşı bir ürkekliğin vardı, o neredeyse bitti gibi. Kucaklara daha rahat gidiyorsun. Mesut dayının bile kucağına gittiysen bu iş tamamdır, ki ilk doğduğunda seni kucaklayan oydu, yine de en son ona alıştın. Bence bunda uzun sakallarının da negatif etkisi oldu. Şimdi saçı ve sakalı gidince kucağına atladın ve inmek istemedin. Mesut dayın da ailemizin nevi şahsına münhasır üyelerindendir! İnanılmaz altın kalplidir bir kere, şefkatli ve vefalıdır. Güçlü, dirayetli, atılgan ve cesurdur. Fazlasıyla disiplinli ve çalışkandır ki bu özelliklerini babasından yani İzzet dayımdan almış bence. Çocukluğumuz, gençliğimiz birlikte geçti. Yetişkinliğimiz de birlikte geçiyor işte. Biliyorum ki başım sıkışsa elinden geleni yapacak bir erkek kardeş, hatta ağabey kendisi. Güven, huzur, eğlence, o kadar çok şey ifade ediyor ki bana o... Mesko dayın seni çok seviyor bebeğim. Sen de ona bayılacaksın.



Bu arada kendi kendini besleme işini ilerlettin. Artık küçük parçaları bile parmaklarınla kavrayıp ağzına götürebiliyorsun. Seni zevkle yerken izlemek büyük zevk. Unutmadan, 7. dişini de çıkarttın! Nasıl oldu anlamadım durdun durdun, peş peşe geldi inciler. O yüzden zaman zaman iştahsızlıkların oluyor ama genel olarak yemek yemeyi ve anne sütünü seven bir bebeksin. 



Uykuların da dişlerden nasibini alıyor. 2-7 ay arası neredeyse tüm gecelerde deliksiz uyuyan sen artık genelde bölük pörçük uykular alıyorsun. Gündüz, öğleden önce ve öğleden sonra olmak üzere fiks 2 uykun var. 1, 1.5 saatlik. Bazı günler, çok nadir de olsa 2.5 saate çıkarsa gündüz tek uyku uyuyor, gece uykusuna daha erken geçiyorsun. Gece uykuların çok dengesiz. Bazen 1 ya da 2 kez uyanıp emerek devam etsen de çoğu gece 3-4 kez kalkıyor, bu sayıyı diş dönemlerinde 9-10'a çıkarıyorsun. Emzirmeden seni tekrar uykuya döndürmek gerçekten çok zor, o yüzden çoğunlukla emerek devam ediyorsun. Bu tabii ki benim için de yorucu. Ertesi günkü dinçliği ciddi anlamda zedeliyor. Uzun uykular uyuduğunda sen de neşeli ve güzel uyanıyorsun. Ama ne yapalım, şimdilik bu şekilde idare edeceğiz. Uykuların ile ilgili ar-ge'yi 1. yaş gününden sonraya erteliyor ve sana tatlı rüyalar, ikimize de uzun uykular diliyorum.

16 Aralık 2017 Cumartesi

88. Doğum günününe kadar anne ve baba de

Milacım... Yavrucum... Şu son 1 haftayı özet geçeyim. Cuma günü karşıya Pınar teyzenlere gittik, Zehra teyzenler de geldiler ve biz sizi yine buluşturmuş olduk.



Oradan Pendik'e geçtik ve 2 gece orada kaldık. Teyzen, Esra teyzen ve Leyla ile birlikte. Çok güzeldi... Orada anneannenle deden sana bir kelime öğrettiler. "Işık". Artık "ışık nerede" diye sorduğumuzda parmağınla gösterebiliyorsun. Kediyi zaten gösteriyorsun ve seslendiriyorsun malum. Memeyi de öğrendin. Ama gel gelelim anne ve babayı anlamıyorsun! Babanla krizlerdeyiz bu konu yüzünden hahah! Sanki aslında biliyorsun da özellikle bizi kızdırmak için göstermiyorsun gibi geliyor bana ama dur bakalım... Hadi bugünkü dileğim de doğum gününe kadar anne-baba diyebilmen olsun. En azından göster bari. Şunun şurasında kaldı 1 ay. 

Geçen pazar birlikte ilk yılbaşı ağacımızı süsledik. Yılbaşında teyzelerin ve halan bizimle olacak inşallah. Bu haftaki bir diğer gelişme de Fuat dayımın senin, Deniz, Damir ve Leyla'nın Sırp pasaportlarınızı aldırmak için harekete geçmesi oldu. Bizim için yani tüm kuzenler için senelerdir uğraşan da yine oydu. Aslına bakarsan Fuat dayımı inşallah tanıyınca anlayacaksın ki o bizim ailemiz, yani geniş ailemiz için bir nimet. Kimin bir derdi olsa o koşar, yetişir ve bir şekilde halleder. Bazen babama bile söyleyemediğimiz durumlarda annemin ondan yardım istemişliği vardır. İnanılmaz iyi kalpli ve tatlıdır, onu benim sevdiğim gibi seveceğine eminim bebeğim.




7 Aralık 2017 Perşembe

87. Şaşır

Bebişkom, artık maviyi, yeşili, kırmızıyı, sarıyı mumla aradığımız günler geldi. Gökyüzü boz bir gri, yan bahçedeki ceviz ağacının yaprakları tamamen döküldü, dallar çırılçıplak bir bej, etrafta renkli bir çiçek görmek imkansız gibi bir şey. Doğa, bizi şaşırtmayı, sevindirmeyi seviyor ama. Eğer bu devinim olmasaydı baharda gördüğümüz ilk çiçekli erik dalı yüreğimizi hoplatabilir miydi?

Sen de bu ara bolca şaşırıyorsun. Öyle eni konu sürprizli bir şeyler de gerekmiyor bunun için. Kitaplıktaki bir oyuncak ayı, içinde fokurdayan su olan cezve, balkondaki kediler -özellikle onlar- seni şaşırtmaya ve beni mest eden o "aah" sesini çıkartmana yetiyor. Hafif çığlığımsı, tiz ve keskin bir ahh bu, daha çok ağğ aslında. Bayılıyorum, taklit etmeye çalışıyorum ama başarılı olamıyorum. Sana özgü bir jest bu çünkü. Bebeklerin masumiyeti var özünde, o yüzden de o kadar değerli ki. Keşke denk gelse de kaydedebilsem ama o kadar ani yapıyorsun ki çok zor yakalamak. 



Sanırım büyüdükçe o sıradan şeylere şaşırabilme yetimizi kaybediyoruz. Gördükçe, yaşadıkça, hissettikçe bizi heyecanlandırmak zorlaşıyor. Sen de elbette bu aşınmayı yaşayacaksın, bedenin kalmayacağı gibi ruhun da bebek kalmayacak ama yine de senin için dileğim, ilk erik dallarını sık sık görmen, o çığlığı içinden de olsa bol bol atman kuşum. Sevecen gözlü, bal dudaklı, güler yüzlü kızım benim...



27 Kasım 2017 Pazartesi

86. Bağışıklık sistemin güçlü olsun

Selam tatlışkom... 10 günü geçmiş yazmayalı. Bu süre içinde çok fazla bir şey olmadı aslında. Havalar soğumaya başladı biraz, aa bir de 10 aylık oldun sen artık. Sadece fiziksel olarak değil zihinsel olarak da inanılmaz hızlı gelişim gösteriyorsun maşallah. 3 dişin çıktı, artık ve benimle ısırmaca oynamaya bile başladın. Babanla da top oynuyorsun. Kedi kelimesinin anlamını öğrendin. "Tısı tısılar dedeler babalar" havada uçuşuyor. 

Bu arada baban grip oldu ve sanırım ondan ikimize de az da olsa geçti. Sen nezlesin. Burnun dolu, genzin hırıl hırıl. Ama keyfin yerinde, okyanus suyu sıkıyorum burnuna açılsın diye, orada kıyameti koparıyorsun sadece! Ben hafif bir boğaz ağrısıyla atlattım sayılır. Babanın da öksürüğü kaldı. Bunlar ufak tefek şeyler, Allah zor hastalık vermesin hiçbirimize. Senin de bağışıklık sistemin güçlü olsun bebeğim inşallah. Zor hasta ol, kolay atlat. O zaman bol bol anne sütüne devam. Ama çok ısırma bozuşuruz. Hele ısırırken kahkaha atıyorsun ya bitiyorum. Seni çok seviyorum, canım benim.





15 Kasım 2017 Çarşamba

85. "Özel" bir üniversitede oku

Canım kızım... Özel derken paralı anlamında değil tabii. Karakteri, duruşu, tarihi ve felsefesi olan bir üniversiteyi kastetmiştim. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum içerisinde eğitim görecek öğrenciler açısından. O kadar çok üniversite var ki şehirde, ülkede... Ama "özel" üniversiteler sınırlı sayıda. Aklıma gelenler: ODTÜ, Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi, Eskişehir Üniversitesi... Özellerden de Bilgi ve Yeditepe olabilir. Annen de baban da bu saydığım okullardan birinde okudu. Üniversite hayatı özeldir, üniversite öğrencisi kafası güzeldir. Sana tavsiyem okul konusunda da okuyacağın bölüm konusunda olduğun kadar seçici olman... Of benim şimdiden o günleri hayal edince içim kıpır kıpır oldu.

Gördüğün ilk üniversite kampüsü ise Boğaziçi Üniversitesi oldu. Orada yüksek lisans yapan Simber teyzeni ziyarete gittik. Havasını bir koklamış oldun işte. Hayırlısı! Gözlerinden öperim yavrum.


4 Kasım 2017 Cumartesi

84. Kendini unutma

Melek kızım, bunu yağmurlu bir cumartesi akşam üstü yazıyorum. Bugün aynı zamanda senin "bay bay" yapmayı öğrendiğin gün olarak tarihe geçsin. Şimdi kanepeye tutunarak kalktın ve bana doğru sıralayıp bilgisayarın tuşlarına bastın. Bugünkü konumuzun da üstüne bastın aslında! Büyüyorsun bebeğim, büyüdükçe iletişimimiz arttığı için her şey daha keyifli olmaya başladı evet ama aynı zamanda hareketlendiğin için de inanılmaz zorlaştı. Allah korusun her an bir düşme ya da kafanı bir yere vurma tehdidi altındasın. Gözümüz hep üstünde, hep tedirginiz. Halında yalnız başına oynamak istemiyorsun. İkimizden biri de varsa içeride anca o zaman orada durmayı kabul ediyorsun. Geri kalan zamanlarda ya çitlere tutunup ayağa kalkıyor ve seni almamız için bağırıyorsun ya da salonu, hatta mutfağı ve holü keşfetmeye devam ediyorsun. Bu dönemi, pıtır pıtır yürümeye başlayacağın zamanlar takip edecek. Eminim o dönem de en az bunun kadar zor olacak. 

İnsan yetiştirmenin ne kadar zor olduğu ancak yaşayarak anlaşılıyor, bu bir gerçek. Özellikle şu aralar yoruluyorum evet, yetememe duygusu yaşıyorum bazı günler. Ev işleri özellikle zorluyor bazen beni. Gerçi baban da elinden geldiğince yardım ediyor. Mesela bugün taze fasulye yemeği yaptı! Seninle de her gün oynuyor, sık sık oyalanıyorsunuz beraber. Ama bazen insan -anne olan insan- boş boş oturmak da isteyebiliyor, hiçbir şey yapmamak ya da o günü film günü ya da bakım günü ilan etmek gibi şeyler de isteyebiliyor. Bu, uzun süre mümkün gözükmüyor. Yine de ucundan kıyısından yapmaya çalışmalı tüm bunları fırsat buldukça. Ben de deniyorum, kendi psikolojim için de iyi bu, seninle ilişkimdeki derinlik için de... 

Bugünkü hava gibi biraz depresif bir yazı mı oldu bu bilmiyorum ama aslında parlak şeylerden söz etmek istemiştim. İnsanın kendine saygı duymasıyla çevresindekilere daha çok ışık saçacağıyla ilgili bir şeylerdi bunlar, umarım doğru ifade etmeyi başarabilmişimdir. Çünkü yazarken bir gözüm de bilgisayarın kablosunu yalayan sende! Sözün özü, çok yoğun bir işin olduğunda gelecekte ya da anne olduğun zaman geldiğinde, kendini ihmal etme kuzum. Sevdiğin şeyleri yapmaya çalış, tek bir konuya bağlanma. Bu çocuğun olsa bile... Çünkü eğer ona saplanıp kalırsan fayda yerine zarar verir bu ilişkinize. Hem seni hem de torunumu düşünüyorum şimdiden, görüyor musun! Öpüyorum güzel gözlerinden.

Not: Birkaç saat sonra bir ekleme yapıyorum bu yazıya. Yavrusu hastanelerde yaşam savaşı veren anneleri düşündüm de benimki zorluksa onlarınki nedir? Sen sağlıklı ol da bebeğim başka hiçbir şeyin önemi yok, hiçbir zorluk aslında zor değil. Her şeyin üstesinden gelinir, zaman uçuyor.




31 Ekim 2017 Salı

83. Dişlerin kolayca çıksın

Minik farem... Artık tutunup rahatça kalkmaya ve uzun süre ayakta durmaya hatta minik minik sıralamaya başladın. Pisi pisi'nin kedi ile ilgili olduğunu anlıyorsun ve sen de pisi pisi demeye çalışıyorsun, tısı tısı diyerek babanla beni çok güldürüyorsun. Hatta geçen gün ilk kez bir Türkçe kelimeyi anlayarak biz kedi diyince sen "tısıladın"! Bye bye'ı öğretmeye çalışıyoruz bu ara. Bir kere yapar oldun, acayip sevinip tepki verince biz, korktun ve ağlamaya başladın, bir daha da yapmadın. Daha cool olmalıydık, yanlış yaptık! Tüm bu gelişimler, senin enerjin, iştahın, uzun uykuların, neşen, sakinliğin, her zamanki güler yüzün ve tatlılığının devam ederken diş çıkarmaya da başladın ve olan oldu. Artık bazen acı ile bağırıyorsun gün içinde, iştahın azaldı, diş etlerin şiş, gece uykuya dalmakta zorlanmaya ve sık sık uyanmaya başladın.


Bazı geceler uzun uzun uyuduğun da oluyor tabii ama genelde sıkıntılı bir dönemdesin işte. Seni rahatlatmak için buzdolabından taze soğan, kereviz sapı, salatalık, havuç dilimi veriyoruz. Dileğim bu dönemi kısa sürede ve minimum acıyla atlatabilmen... Tabii bu diş meselesi uzun süreli bir koşu. 2-3 yaşına kadar sürüyormuş tüm dişlerin tamamlanması. Ne yapalım, gelsin bakalım inciler... İlk beyazlığı gördüm bile alt çenede.


Kuzucum ayrıca dün ilk cumhuriyet bayramını yaşadın. Seni kutlamalara götürmek istedik ama bir türlü yerini bulamadık tam olarak Ortaköy'de. Biz de sahil tarafına geçtik, hep beraber kumpir yedik. Bayrakla pozlar verdin, ama söz seneye fener alayına bile götüreceğiz seni inşallah. 



Cumhuriyetin değerini bil bebeğim, ona sıkı sıkı sarıl, koru onu. Çünkü cumhuriyet yolumuzu aydınlatan yegane ışığımız, tutunacak en güçlü dalımız, özgürlüğümüz ve bağımsızlığımızdır. Bunu kaybedersek hayatımızın ne hale gelebileceğini hayal bile etmek istemeyiz. Unutma. Bunu bize hediye edeni de... Mustafa Kemal Atatürk'ü. Gerçi bu başka bir dileğin konusu. Yakında yazacağım.



23 Ekim 2017 Pazartesi

82. Güzelliğinle barış

Kuşum... Yazmayalı tam 10 gün olmuş. Bu arada sen 9. ayı da geride bıraktın. Artık hemen her gün yeni bir hareket, bir mimik, bir ses öğreniyorsun, her sabah daha hızlandığını daha güçlendiğini fark ediyorum. Ve de güzelleştiğini tabii... Bugün konumuz güzellik olsun, hazır 9. ay konseptimiz Pamuk Prenses madem... Hem de tam tamına dış güzellik!




Hiç lafı dolandırmadan söyleyeceğim şudur ki, güzellik önemlidir kızım. Evet, bir insanın kalbinin temiz, karakterinin güzel, zihninin berrak olması elbette çok daha önemlidir. Ama fiziksel olarak da "güzel" olmanın insana hayatta pek çok avantaj sağladığını göz ardı edemeyiz. Yalnız farkındaysan güzel kelimesini tırnak içine aldım. Güzellik nedir? İnce bir bel, kalkık bir burun, uzun kirpikler mi? Evet dünyada kabul gören standartlar arasında mevcut bu özellikler. Dönemlere ve kültürlere göre farklılıklar gösterse de güzel kadın, insanın gözüne hoş gelen özellikleri bedeninde ve yüzünde toplamış bir kadın değildir bence sadece. Evet iri gözler güzeldir, ama içinde pırıltı barındırıyorsa, dolgun dudaklar da güzeldir, ama içten bir şekilde gülebiliyorsa. Yani bir kadın içinin güzelliğini fiziksel özelliklerine yansıtabildiği ölçüde güzel ve çekicidir. Yoksa dünya güzeli seçilen bir kadının güzelliğinin değeri sadece taktığı taç kadardır. 

Senin genetik mirasın eh fena sayılmaz. Doğduğunda biraz kara kuruydun, itiraf ediyorum. Gerçi o zaman bile benim güzelimdin ama her geçen gün gözümüzün önünde güzelleştikçe güzelleştin. İleride büyüdüğünde güzellik kavramı ne kadar değişir bilemiyorum ama dileğim senin kendi güzelliğinin hem farkında olman hem de ona ne gereğinden fazla ne de gereğinden az değer vermen. Yani fiziksel kusurlarınla -ki herkeste vardır- barışık ol bebeğim ve güzelliğini korumak için tabii ki ne gerekiyorsa yap ama çok da abartma. Belki de her genç kızın fiziğine takıntılı olduğu bir dönem vardır ve sen de o dönemden geçeceksin. Ben de yaşamadım değil öyle zamanlar. Yine de sana güveniyorum, gözlerindeki, kalbindeki ve aklındaki ışıltının güzelliğini asla kaybetmeyeceksin biliyorum.



13 Ekim 2017 Cuma

81. İçindeki kız çocuğunu ihmal etme

Kızım, bebeğim, dün değil evvelsi gün Dünya Kız Çocukları günüydü. Geçen sene o gün yağmurlu bir havada Kadıköy'deydim hatırlıyorum. Sen de karnımda tabii. Bu sene kucağımdaydın, inşallah seneye ve sonraki senelerde yanımda olacaksın. 


Umarım sen fiziksel olarak bir kız çocuğu olmaktan çıktığında, ülkemizde ve dünyadaki kız çocukları daha iyi şartlarda yaşar ve büyürler. Kendi değerlerinin ve güçlerinin farkında olarak yetişirler, keşfetme dürtülerini, meraklarını ve tutkularını hiç kaybetmezler. Farkındaysan "fiziksel olarak kız çocuğu olmaktan çıktığında" tabirini kullandım çünkü bir kadın kaç yaşına gelirse gelsin içsel olarak hep bir kız çocuğudur. Sadece bazıları o çocuğun üstünü kapatmayı, onu gizlemeyi tercih eder, en sonunda çocuk da küsüp, kadını terk eder. Sen onlardan olma Mila. O güzelim çocuğu her fırsatta hatırla ve sevindir. Yerde çizilmiş bir sek sek mi gördün, hadi zıpla. Canın pamuk şeker yemek ya da çok renkli bir şey mi giymek istiyor, durma! Bundan da sakın utanma bebeğim, başkalarına kulak asma. Ben öyle yaptım hep ve inan harika hissettiriyor. Çünkü o çocuk sana göz kırpıyor o anlarda, çocukluğunu -ki harika olması için çabalayacağım- hiç unutmuyorsun böylece.


O gün biz ne yaptık peki neredeydik biliyor musun? Zehra teyzenlere gittik. Pınar teyzen ve Demir de geldi. Sonunda buluşabildik yani hep beraber. Bol curcunalı, ağlamalı, gülmeli, yemeli, uyumalı, oynamalı harika bir gündü. Arayı fazla açmadan siz doğuştan kankaları yeniden buluşturacağız, söz.



5 Ekim 2017 Perşembe

80. Peş peşe güzel haberler al

Minik kuşum, yaklaşık 10 gündür neler oldu neler... 1. Damir doğdu. 2. Teyzen nişanlandı. 3. Leyla doğdu. Peş peşe mutlu haberler, güzel gelişmeler...





Bu arada senin kabızlığın da düzeldi sayılır ve diğer bir gelişme de tam anlamıyla emeklemeyi öğrenmen ve ayaklanman oldu.



Böyle üst üste güzel gelişmeler yaşayacağın günlerin olsun bebeğim. Bu insana acayip bir yaşam enerjisi, inanılmaz bir motivasyon veriyor. Yeni kuzenlerinle beraber sağlıkla, mutlulukla büyüyün sizi gidi 2017'liler...

27 Eylül 2017 Çarşamba

79. Kabızlığın geçsin

Canım benim... Sen uyuyorsun, baban maç izliyor, ben de fıstık yiyordum ki yazayım dedim biraz. Artık asla koyduğumuz yerde değilsin. Kendi çapında bir devrim gerçekleştirip mekan değiştirdin. Salondan mutfağa sürünerek gelebildin. Aferin sana. Bu gelişme çok heyecanlandırıcı ama aynı zamanda endişelendirici bizim için. Artık çok daha dikkatli olmamız gerekiyor güvenliğin için. Hijyen konusu da düşündürüyor beni. Yerleri her gün sirkeli suyla siliyorum ama ne kadar yeterli ki bu... Bir noktadan sonra sanırım Allah'a emanet demek gerekiyor. Zaten bağışıklık sistemin için de doğrusu bu. Ana kucağından da oto koltuğuna geçtin. Büyüyorsun bebeğim, neredeyse her gün yeni bir şey öğrenip büyüyorsun ve bizi de büyülüyorsun.



Bugünkü dileğim, son bir iki haftadır yaşadığın kabızlık problemiyle ilgili. Acayip zorlanıyorsun ve çok acı çekerek ağlıyorsun. Bu da benim kalbimi paramparça ediyor. Doktor şurup verdi, umarım geçer ve normale döner.


18 Eylül 2017 Pazartesi

78. Anne-kız günün olsun

Milacım, dün itibariyle 8 aylık oldun. Neredeyse karnımda geçirdiğin kadar vakit geçirdin buralarda. İyice de alıştın bence. Gün içinde yaptığın şaklabanlıklar, şapur şupur yediğin yemekler, attığın kahkahalar sürünerek oradan oraya gitmelerin (evet emekliyorsun artık, dün de ilk kez sırtüstü yatar pozisyondan oturur pozisyona geçtin) burayı ve bizi sevdiğini düşündürüyor bana, haksız mıyım? 8 önemli bir sayı bence bir kadının hayat döngüsünde. Bebekler 8 aylıkken en yenilesi hallerindeler, 8 yaş çocukluğun en parlak yaşı sanki, 18 yaşla birlikte yetişkinler dünyasına adım atılıyor, 28 yaş bir kadında güzellik ve zekanın en yüksek oranda kesiştiği yaş bence, 38 seni doğurduğum yaş o yüzden özel. Diğer 8'leri deneyimlemedim, bilemiyorum ama kesin hepsinin farklı hoşlukları vardır. İnşallah seninle birlikte yaşar ve görürüz bebeğim daha nice 8'ler.

Bu arada son 1 haftadır baban inanılmaz yoğun. Yetiştirilmesi gereken bir iş aldı ve bizimle olduğu zamanlar azaldı. Yine de her gün mutlaka aşağıdan kaçıp seni görmeye geliyor. Ben de dünü anne-kız cumartesisi ilan edip seni kaptığım gibi çıktım evden. Aslında Contemporary İstanbul'a götürmek istiyordum seni ama bilet fiyatları geçen senelere oranla inanılmaz pahalıydı. Biraz da kendi çapımda protesto ederek bu durumu, gitmekten vazgeçtim. Umarım seneye gideriz. Hem senin için de daha iyi olur, daha çok izleyip daha çok şey anlarsın diye düşünüyorum. İpek hanım'dan süt ve bebek bisküvisi alışverişi yapıp Zorlu'ya gittik biz de. Orada Eataly diye bir market/restoran var. İçerideki her şey İtalyan! Çok severim, hatta hamileyken de seninle oraya gitme hayalleri kurmuştum. Ben güzel bir pizza ısmarladım, sen de önden gelen ve en az pizza kadar lezzetli olan zeytinyağlı ekmekten tırtıkladın! Marketten de ekmek, mozzarella ve şarap alıp evin yolunu tuttuk. Böylece ilk resmi anne-kız cumartesimizi tamamladık. Bu günümüzün içeriği zamanla değişir tabii, işin içine sinema, tiyatro girer, belki mini bir tatil girer, ama önemli olan böyle bir rutinimizin olması Miloşum. Yaşımız kaç olursa olsun.

Bir de ailece gittiğimiz ilk düğün olan Murat dayının düğününden fotoğraf koymadığımı fark ettim, içim rahat etmedi, onu da aşağıya yapıştırıyorum. Seni çok seviyorum minik kuşum. Yukarıda mışıl mışıl uyuyorsun, birazdan yanına gideceğim. Aynı odadayız bu gece, çünkü baban sabahçı. Muhtemelen sabaha karşı dayanamaz yanıma alırım seni kuzucuk.








10 Eylül 2017 Pazar

77. Şakadan anla

Kuşum... Bugünkü dileğimin başlığı aslında çift anlamlı. Yani hem iyi, kaliteli espriyi ayırt et hem de birisi sana şaka yaptığında, takıldığında bozulma, alttan almayı bil. İlki zekanın yanında kültürel birikim de gerektiriyor, ikincisinin içinde özgüven de var. Benim hayatta en çok güldüğüm kişi ünlülerden Cem Yılmaz, ünlü olmayanlardansa Mithat dayındır. Babana da bazen aşırı gülerim. Acaba seninkiler kim olacak... Cem Yılmaz sen büyüdüğünde 60'ına merdiven dayamış olacak, üstelik aranızda kuşak farkı da var. Bilemiyorum... Yaşlandıkça komikliklerini yitirir mi insanlar? Ciddileşirler mi? Belki... 

Doktorun bize her muayenede o aya ait gelişimini, yapabileceklerini anlatan bir yazı veriyor. Bu aykinde şaka yapıldığını anlayacağın ve o şakaya karşılık vereceğin yazıyordu. Gerçekten de öyle oldu. Üç tane şakalı oyunumuz oldu seninle.

1. Emmeye ara verme oyunu: Emzirirken bazen dalıyorum odada bir yere doğru, bir şeyler düşünüyorken sen bir anda memeden ayrılıyorsun. Neden ayrıldın diye bakıyorum ki muzip bir ifadeyle bana bakıyorsun. Ve sana baktığım anda sesli gülüp emmeye devam ediyorsun. Sonra ben bilerek bir yere dalmış gibi yapıyorum, sen yine memeden ayrılıp sana bakmamı bekliyorsun ve ben ani bir hareketle bakıyorum sana, sen yine gülüp emmeye devam ediyorsun. Bu böyle devam ediyor işte.



2. Mama sandalyesinden eğilip bakmaca oyunu: Sen mama sandalyesindeyken ve ben yerdekileri toplarken yukarıdan beni izliyorsun ben kafamı kaldırdığım ve seninle göz göze geldiğim anda kahkahalarla gülüyorsun. Senin kahkahan şu hayatta duyduğum en güzel kahkaha hatta en güzel ses diyebilirim genel olarak! O yüzden bu oyunu da peş peşe oynuyoruz.



3. Saçlara dalmaca oyunu: Bu oyunu açıklamaya gerek yok herhalde! Kafa göz dalıyorsun bana, ben de şansım varsa başımı göbeğinin üstünde hareket ettirip seni gıdıklayarak intikamımı alıyorum.


3 Eylül 2017 Pazar

76. Mevsimleri doya doya yaşa

Selam bebeğim... Şu an sen park yatağında, baban da yanındaki kanepede uyuyorsunuz. Ben de fırsattan istifade yazayım dedim. Ören'den döndük, anneannen, deden ve teyzenle vakit geçirmek için harika bir tatil oldu, hatta birgün Ayvalık'a gidip babanen, deden ve halanı da gördük. Ama hava bozuktu, acayip bir rüzgar vardı ve deniz buz gibiydi. Ayağımızı bile sokamadan döndük. İstanbul'da da o sıralar fırtına varmış, şimdi düzeldi, sıcak yeniden. Son demler ama tabii bunlar, mevsim dönüyor artık. Seninle ilk sonbaharımız da başlıyor. Kışı, ilkbaharı ve yazı yaşadık birlikte, sonbaharı da seveceksin Milacım. Ben eskiden en çok sonbaharı severdim hatta. Sonra bir ara kış kızı oldum, yaz en güzeli dediğim de oldu geçen yıllarda. Şimdilerdeyse en sevdiğim ilkbahar sanırım. Her mevsimin kendine göre hoşlukları, zorlukları, sürprizleri ve rutinleri vardır ve bazen klişelere uygun davranmak iyidir Miloş. Mesela sonbaharda dökülen sarı yapraklar ve çiseleyen yağmur altında gezmek, kışın kar yağsın diye beklemek, battaniyenin altında sıcak bir kahve ile dışarıyı izlemek, ilkbaharda çiçek dikmek ve çilekle erik yemek, yazın güneşin altına kısa süreliğine de olsa umarsızca uzanmak ve denize girmek... Dileğim, tüm bunları doyasıya yaşaman, mevsim geçişlerini fark etmen, doğanın bu değişiminden heyecan ve zevk duymandır kızım.

Bu arada doğduğun aydan itibaren her ay seninle bir çocuk şarkısında dans ediyoruz. Bir yaşına kadar devam edeceğim. Sonra onları bir araya getirip montajlayacağım. Bakalım nasıl bir şey çıkacak ortaya...


27 Ağustos 2017 Pazar

75. 7. ay geleneğini devam ettir.

Kuşum, gerçekten çok az vaktim var. Kısa olacak bu yazı. Anneannen beni 7 aylıkken fotoğrafçıya götürmüş ve fotoğrafımı çektirmiş, sonra teyzeni de 7 aylıkken aynı elbiseyle fotoğrafçıya götürüp aynı pozu verdirmiş. Aslında 6 aylıkken yapacakmış bunları ama fırsat bulamamış o yüzden ikimizin de 7 aylıkken fotoğrafçıya şapşikçe baktığımız pozumuz var! Ve artık senin de var aynısından. Dileğim, senin de kızın olursa bu 7 aylık fotoğraf geleneğini devam ettirmen. Sana giydirdiğim tulumu bunun için saklayacağım. Aslında annem de bizim elbiselerimizi saklamıştı ama bir türlü bulamadık. Yarın teyzen, anneannen ve dedenle Ören'e gidiyoruz, 3 gün kalıp döneceğiz. Bu akşam da Murat dayının düğünü var.

7 aylık oldun Miloşum

Ben, teyzen, sen.

Tuğçe yengenin kına gecesinde anne-kız kombinimiz!

19 Ağustos 2017 Cumartesi

74. Kitapsever ve sanatsever ol

Mila, şu an saat sabahın 8 buçuğu. Sen karşımda halında oyuncaklarınla oynayıp arada bir beni kesiyorken ve çayım demleniyorken yazıyorum. Unutmadan bu ara en sevdiğim hareketini söylemek istiyorum: Ağzını kocaman açıp, heyecanla nefesin hızlanarak, küçük bir canavar gibi iki elini yüzüme ya da kollarıma geçirmen ve beni kendine çekmen... Kısaca sarılman diyebilir miyiz? Bence deriz. Hatta sonu yalamanla bittiği için rahatlıkla beni sarılıp öpmeye başladığını ilan edebilirim! Yalnız bu aksiyonda eğer tırnakların uzun ise salgıladığım üst düzey serotonine bir de adrenalin ekleniyor.

Bu günkü konu edebiyat ve sanat olsun. Daha önce bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ama benim br romanım var. Hatta kahramanın ismi İpek! Lise yıllarımdan beri yazıya düşkünlüğüm oldu. Üniversite sınavında sadece yazmayla ilintili bölümler seçtim, meslek olarak reklam yazarlığı yaptım 12 yıl, şu blog bile yazmadan duramamamın sonucu olarak ortaya çıktı. Yazmak kadar okumayı da seviyorum. Hiç bir zaman yeteri sıklıkta ve yoğunlukta okuyamıyorum belki ama mutlaka elimin altında bir kitap vardır. Kitaplar seni değiştirir, dönüştürür, iyileştirir, eğlendirir, öğretir, saklar, ortaya çıkarır, yeni bir yol, yeni bir hayat sunar sana. Konusu, türü çok da önemli değil aslında, önemli olan okuma alışkanlığı edinmesi insanın. Bunu sana kazandıracağım bebeğim, kararlıyım. Seni Tedona'yı okurken hayal ettim de, kesin bir kenarda ağlarım o manzara karşısında!


Birlikte okuduğumuz ilk kitap: Küçük Kara Balık

Sanat konusuna gelirsek... Yine bahsettim mi bilmiyorum ama teyzen ressam. Ben de onun sayesinde sanata daha çok ilgi duymaya, sergilere gitmekten hoşlanmaya, daha çok öğrenmek için kitaplar okumaya başladım. Bu konu gerçekten kişiye özel bir durum. Ama sanatı bilmek, ondan zevk almak senin iç dünyanı zenginleştirir. Bir resmi ya da bir ressamı anladıktan sonra baktığın bir ağaç sadece bir ağaç değildir mesela ya da bir enstelasyonu izlerken günlerdir kafanı kurcalayan bir sorunun çözümü pıt diye belirir kafanda. Tüm bunların olmasına da gerek yok sadece hoşuna gider işte ve bu da yeter de artar. Hayat, hoşumuza gidenleri yapmaya çalışmakla geçmiyor mu? Sanatı bil, sanattan hoşlan bebeğim, dilerim.

Birlikte gittiğimiz ilk sergi: Görme Biçimleri, ARTER





12 Ağustos 2017 Cumartesi

73. Her fırsatta yüz

Kuşum... Sen öğleden önce uykunu alırken yazıyorum bu satırları. Neredeyse 2 hafta olmuş yazmayalı. Bu arada biz Bodrum'a gittik, geldik. Güzel geçti, denizi harikaydı. Sen de resmi olarak ilk kez Bodrum'da yüzmüş oldun. Yüzmek güzeldir. İnsanı hem arındırır hem düşündürür. Yorarken dinlendirir. Yüzmeye zaman ayır ve imkan yarat bebeğim.




Dönüşte de iki günlüğüne Pendik'e gittik seninle. Teyzenin hayırlı bir işi vardı da! Yeni bir enişten oluyor galiba yakında... Ayrıca ayın 27'sinde Murat dayın evleniyor. 24'ünde Tuğçe yengenin kına gecesi var. O gece için ikimize anne kız elbisesi diktiricem, onun için terziye uğradık Pendik'teki. Dayılarını da görmüş oldun. Mesut ve Mithat dayını görünce ağlamaya başlıyorsun ama ben inatla her gün götürdüm onlara seni, alış diye. Nihat dayına daha sıcak davrandın ama... Bundan sonra daha sık Pendik'e kalmaya gitmeye karar verdim. Arabamız da var nasıl olsa. Anneannen ve deden acayip mutlu oluyorlar çünkü. 

Bu arada ek gıda maceramız yarı geleneksel yarı BLW devam ediyor. Sen gittikçe daha iyiye gidiyorsun yemek konusunda Mila. Ben de sana ayak uydurmaya çalışıyorum işte! Güzel güzel menüler hazırlayacağım günler yakın. Çok şükür.


31 Temmuz 2017 Pazartesi

72. Yoğunluğu sev

Minnacık kuzucum... Saat gece 11 şu an ve şimdi fırsat bulabildim yazmaya. Bu giriş cümlesi de bu yazının konusu olan dileğe uygun düştü aslında. Birazdan açıklayacağım. Önce şunu söyleyeyim ki yarın Bodrum'a gidiyoruz. Ani bir karardı, kısacık 3 günlük bir kaçış, İstanbul'un boğucu sıcağından uzaklaşma. Bu arada 1 haftadır Bodrum'da irili ufaklı depremler oluyor. Umarım bize de denk gelmez.

Hayatımdaki bir yenilikten bahsetmek istiyorum sana bugün. Derken uyandın yukarıdan bağırarak beni çağırdın! Emzirdim, uyudun, ben de indim tekrar. Aslında bu spontane olay da bugünkü dileğin içeriğiyle ilintili oldu. Neyse uzatmayayım konuya gireyim artık. Küçük bir işe giriştim ben Mila. Biraz ticaret, biraz yaratıcılık. Hiçbir iddiam yok. Tek amacım biraz ek gelir, kişisel tatmin, o özlediğim "kendi kazandığın parayı harcama zevki". Daha önce de seninle bu konuyu paylaşmıştım. Çalışmanın, kendi ayakların üzerinde durmanın, kimseye muhtaç olmamanın öneminden... Neyse yaptığım şey, bebek aksesuarları alıp ya da yapıp Instagram'dan satmak. Saç bandı, toka gibi. Bu kadar mütevazi bir iş işte. Babandan 100 dolar sermaye alıp başladım. 10 gün oldu, takipçim 100'ü geçti, neredeyse her gün de 1-2 sipariş aldım. Markamın ismi, Bows & Girls. Bu iş cidden bana çok iyi geldi. Zaten yoğun olan günlük hayatımda kendine yer buldu bir şekilde. Sen uyurken bulaşıkları yıkıyorum sonra da bantların fotoğrafını çekiyorum. Çamaşırlar yıkanırken seni emziriyorum, bir yandan da müşterilerle mesajlaşıyorum. Sen halında oyun oynarken, hem seninle şakalaşıyor hem paket yapıyor bir yandan da yemeği karıştırıyorum. Senin mamanın sebzelerini buharlı pişiriciye atıp altını değiştirirken kapı çalıyor ve siparişleri alacak kargo geliyor. Tam da o sırada çamaşır makinesi ötüyor, gidip çamaşırları asmak gerekiyor. İşte yaklaşık böyle bir tempo içindeyim, yaklaşık diyorum çünkü fazlası var eksiği yok. Ama hiç şikayetçi değilim. Bu iş enerjimi yükseltti. Tüm bu koşuşturma bana zevk veriyor. Müşterilerin mutlu olması beni gururlandırıyor. Planlar yapıyorum daha çok kişiye ulaşabilmek, büyütebilmek için markayı. Bu amaç zihnimi güçlendiriyor. 

Annelik kavramının pembe bulutlarla tasvirine ve yüceltilmesine her zaman karşıydım. Şimdi de bu konuda hassasım. Ama şu bir gerçek ki annelerde inanılmaz bir organizasyon yeteneği ve pratiklik var. Belki her kadında var ama anne olunca katlanıyor bu özellikler. O yüzden bebeğim, her şeye yetişiyorum ve bu bana inanılmaz iyi geliyor. Tabii ki zorda kaldığım zamanlarda baban bir el atıyor. Ya o gün çamaşırları o asıyor ya yemeği yapıyor ya da bulaşıkları yıkıyor. Tabii ki her zaman seninle de oynuyor. Çalışan annelere saygım büyük. Çocuğundan ayrı kalmak, onu bir bakıcıya teslim etmek kolay iş değil. Ama onların da yardımcıları oluyor ve ev işi düşünmek zorunda kalmıyorlar pek. Ve de ekonomik özgürlükleri var tabii ki. Çalışmayan annelerin tüm gün çocuklarıyla olma lüksünün yanında ev işleri omuzlarında. Ben de orta bir yol bulmaya çalıştım işte bu girişimle. Hem senin her anında yanında olmak -ki bu her şeye değer-, hem de küçük bir iş hayatı! Senin için de dileğim koşulları zorlaman, yoğunluktan kaçmaman ve üretmekten zevk alman...

Not: Bu arada bazen modelim olabilirsin, tokalarla fotoğrafını çekip sayfama koyabilirim. Umarım büyüyünce kızmazsın bana bu yüzden. Annelik, içinde hep bir vicdan azabı taşırmış ya, ben de ticari bir olayda senin fotoğraflarını kullanmak yanlış mı acaba diye düşünüyorum işte. Neyse abartmadığım sürece sorun yok bence.







26 Temmuz 2017 Çarşamba

71. Yemek yemekten zevk al

B'itanecik kızım, artık yeni bir döneme girdik biliyor musun? 6 aylık oldun ve ek gıdaya geçtin. Bu büyük bir adım. Hala yüzde 90 anne sütü almaya devam etsen de yavaş yavaş sebzelerin ve meyvelerin tadına bakmaya başladın. Önce anneannenlerin yazlıktaki kayısı sonra nektarin, armut, hatta biraz karpuz ilk tattığın meyvelerden... Sebzelerdense kabakla başladık, patates-kabakla devam ediyoruz birkaç damla zeytinyağı ve çok az nane ile lezzetlendirerek. Yarın tatlı patatese geçeceğiz, sonra da havuça. Anne sütünde olduğu gibi sebze-meyvede de iştahın yerinde çok şükür. Bense heyecanlıyım, seni yeni lezzetlerle tanıştırmak acayip hoşuma gidiyor. Zamanla pütürlülere sonra da tanelilere geçeceksin ve bir bakmışız ki masada bizimle oturuyorsun ve biz ne yiyorsak sen de onu yiyorsun. Masa sandalyeni ısmarladık bile!

Yemek yemek konusunda sana bir-iki tavsiye ve küçük bir dilek: Yemek yemek güzeldir. Ben çok severim yemeyi, baban da öyle. Keyfini çıkararak yeriz sevdiğimiz şeyleri, pek de yemek ayırmayız. En önemli dünyevi zevklerden biri olsa da abartmamak gerektiğini, yemek için yaşamak değil yaşamak için yemek de değil, ikisinin ortasında bir yerde durmak gerektiğini düşünüyorum. Abartmak, bedende sağlık sorunlarına yol açabilir. Ya da insan fiziksel olarak kendini beğenmeyeceği bir noktaya ulaşabilir, ruhsal açıdan problemler yaşar. Demem o ki, yemek konusunda kendini sakın kasma, sağlıklı olduğu sürece istediğini ye iç, bazen kaçamaklar yap, sevdiğin lezzetleri kaçırma. Ama kararında yap tüm bunları ve yemek yerken zevk al. Seni seviyorum elma yanaklım.

Bu arada Mila sana bahsettim mi hatırlamıyorum ama araba aldık. Bugün de ilk kez seninle karşıya geçeceğiz. Esra teyzene gideceğiz. Gidişte o yanımızda olacak ama dönüşte yalnızız. Hafif gerginim, inşallah sorunsuz geçer.





16 Temmuz 2017 Pazar

70. Anı biriktir

Yavrum, yavru kuşum benim... Zaman bu aralar daha hızlı bir şekilde geçiyor sanki. Zaten her zaman kışlar daha yavaş geçer yazlarsa çabucak biter gibi gelir bana. Yarın 6. ayını dolduruyorsun bebeğim. İnanmak gerçekten zor geliyor. Çevremde sen doğduğundan beri "40'ı çıksın kolaylaşacak", "3 aylık oldu mu daha güzelleşiyor her şey", "Yaz gelsin, iyice ele gelir" minvalinde laflar uçuştu durdu. Bense hiçbirine kulak asmadım. Çok minik hallerini de yaşadım doya doya, zorluğuyla, tatlılığıyla... Her anı sindire sindire taşıdım belleğime. Kokunu, bakışını, gülüşlerini çektim içime. Hiç acelem yoktu büyümen için. Hala yok, inşallah o günleri de göreceğiz, şimdiki seni yaşamak, en güzeli.

Bazen baban çok fotoğraf çekiyorum diye eleştiriyor beni. Tatillerde ya da bir yere gittiğimizde evet biraz abartıyor olabilirim ama elimde değil. Anlar uçup gidiyor, elimizde anılar kalıyor. Anıları da fotoğraf ya da videolarla biraz daha canlı tutmanın sakıncası ne? Tabii anı yaratırken, anı kaçırmadan! Senin için güzel anılar biriktirmeye devam edeceğim bebeğim. Sen de kendin için aynısını yap olur mu?


İlk Boğaz.

İlk piknik.