27 Kasım 2017 Pazartesi

86. Bağışıklık sistemin güçlü olsun

Selam tatlışkom... 10 günü geçmiş yazmayalı. Bu süre içinde çok fazla bir şey olmadı aslında. Havalar soğumaya başladı biraz, aa bir de 10 aylık oldun sen artık. Sadece fiziksel olarak değil zihinsel olarak da inanılmaz hızlı gelişim gösteriyorsun maşallah. 3 dişin çıktı, artık ve benimle ısırmaca oynamaya bile başladın. Babanla da top oynuyorsun. Kedi kelimesinin anlamını öğrendin. "Tısı tısılar dedeler babalar" havada uçuşuyor. 

Bu arada baban grip oldu ve sanırım ondan ikimize de az da olsa geçti. Sen nezlesin. Burnun dolu, genzin hırıl hırıl. Ama keyfin yerinde, okyanus suyu sıkıyorum burnuna açılsın diye, orada kıyameti koparıyorsun sadece! Ben hafif bir boğaz ağrısıyla atlattım sayılır. Babanın da öksürüğü kaldı. Bunlar ufak tefek şeyler, Allah zor hastalık vermesin hiçbirimize. Senin de bağışıklık sistemin güçlü olsun bebeğim inşallah. Zor hasta ol, kolay atlat. O zaman bol bol anne sütüne devam. Ama çok ısırma bozuşuruz. Hele ısırırken kahkaha atıyorsun ya bitiyorum. Seni çok seviyorum, canım benim.





15 Kasım 2017 Çarşamba

85. "Özel" bir üniversitede oku

Canım kızım... Özel derken paralı anlamında değil tabii. Karakteri, duruşu, tarihi ve felsefesi olan bir üniversiteyi kastetmiştim. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum içerisinde eğitim görecek öğrenciler açısından. O kadar çok üniversite var ki şehirde, ülkede... Ama "özel" üniversiteler sınırlı sayıda. Aklıma gelenler: ODTÜ, Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi, Eskişehir Üniversitesi... Özellerden de Bilgi ve Yeditepe olabilir. Annen de baban da bu saydığım okullardan birinde okudu. Üniversite hayatı özeldir, üniversite öğrencisi kafası güzeldir. Sana tavsiyem okul konusunda da okuyacağın bölüm konusunda olduğun kadar seçici olman... Of benim şimdiden o günleri hayal edince içim kıpır kıpır oldu.

Gördüğün ilk üniversite kampüsü ise Boğaziçi Üniversitesi oldu. Orada yüksek lisans yapan Simber teyzeni ziyarete gittik. Havasını bir koklamış oldun işte. Hayırlısı! Gözlerinden öperim yavrum.


4 Kasım 2017 Cumartesi

84. Kendini unutma

Melek kızım, bunu yağmurlu bir cumartesi akşam üstü yazıyorum. Bugün aynı zamanda senin "bay bay" yapmayı öğrendiğin gün olarak tarihe geçsin. Şimdi kanepeye tutunarak kalktın ve bana doğru sıralayıp bilgisayarın tuşlarına bastın. Bugünkü konumuzun da üstüne bastın aslında! Büyüyorsun bebeğim, büyüdükçe iletişimimiz arttığı için her şey daha keyifli olmaya başladı evet ama aynı zamanda hareketlendiğin için de inanılmaz zorlaştı. Allah korusun her an bir düşme ya da kafanı bir yere vurma tehdidi altındasın. Gözümüz hep üstünde, hep tedirginiz. Halında yalnız başına oynamak istemiyorsun. İkimizden biri de varsa içeride anca o zaman orada durmayı kabul ediyorsun. Geri kalan zamanlarda ya çitlere tutunup ayağa kalkıyor ve seni almamız için bağırıyorsun ya da salonu, hatta mutfağı ve holü keşfetmeye devam ediyorsun. Bu dönemi, pıtır pıtır yürümeye başlayacağın zamanlar takip edecek. Eminim o dönem de en az bunun kadar zor olacak. 

İnsan yetiştirmenin ne kadar zor olduğu ancak yaşayarak anlaşılıyor, bu bir gerçek. Özellikle şu aralar yoruluyorum evet, yetememe duygusu yaşıyorum bazı günler. Ev işleri özellikle zorluyor bazen beni. Gerçi baban da elinden geldiğince yardım ediyor. Mesela bugün taze fasulye yemeği yaptı! Seninle de her gün oynuyor, sık sık oyalanıyorsunuz beraber. Ama bazen insan -anne olan insan- boş boş oturmak da isteyebiliyor, hiçbir şey yapmamak ya da o günü film günü ya da bakım günü ilan etmek gibi şeyler de isteyebiliyor. Bu, uzun süre mümkün gözükmüyor. Yine de ucundan kıyısından yapmaya çalışmalı tüm bunları fırsat buldukça. Ben de deniyorum, kendi psikolojim için de iyi bu, seninle ilişkimdeki derinlik için de... 

Bugünkü hava gibi biraz depresif bir yazı mı oldu bu bilmiyorum ama aslında parlak şeylerden söz etmek istemiştim. İnsanın kendine saygı duymasıyla çevresindekilere daha çok ışık saçacağıyla ilgili bir şeylerdi bunlar, umarım doğru ifade etmeyi başarabilmişimdir. Çünkü yazarken bir gözüm de bilgisayarın kablosunu yalayan sende! Sözün özü, çok yoğun bir işin olduğunda gelecekte ya da anne olduğun zaman geldiğinde, kendini ihmal etme kuzum. Sevdiğin şeyleri yapmaya çalış, tek bir konuya bağlanma. Bu çocuğun olsa bile... Çünkü eğer ona saplanıp kalırsan fayda yerine zarar verir bu ilişkinize. Hem seni hem de torunumu düşünüyorum şimdiden, görüyor musun! Öpüyorum güzel gözlerinden.

Not: Birkaç saat sonra bir ekleme yapıyorum bu yazıya. Yavrusu hastanelerde yaşam savaşı veren anneleri düşündüm de benimki zorluksa onlarınki nedir? Sen sağlıklı ol da bebeğim başka hiçbir şeyin önemi yok, hiçbir zorluk aslında zor değil. Her şeyin üstesinden gelinir, zaman uçuyor.