Kuzum, içimi hafif burkan (itiraf ediyorum, aslında beni neredeyse ağlatan) bir olay yaşandı geçen gün parkta. Çiçek toplayıp insanlara verme huyun var malum bu ara. Parktaki çocuklara da veriyorsun zaman zaman. Yine parkta senden az büyük bir kıza vermek istedin elindeki papatyayı. Ancak kız almaya yanaşmayınca bakıcısı aldı. Sen pes etmedin, bir papatya daha kopardın ve gülümseyen yüzünle tekrar uzattın. Ve kız yine almadı. Geçen gün iftar yemeğinde dedenle dolanırken yine bir çocuğa uzatmışsın almamış, koşup peşinden önüne çıkıp tekrar vermeye çabalamışsın, yine almamış çocuk... Niye almıyorlarsa! Çok ilginç... Neyse bunlar sende hayal kırıklığı yaratmış mıdır acaba? Henüz o duygusal olgunluğa ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Ancak her insanın hayatında hayal kırıklığı denen şeyin olduğunu gayet iyi biliyorum. Dileğim az sayıda ve az hasarlı hayal kırıklıkları yaşaman olacak canım kızım.
Bu arada bugün ilk futbol maçını da izlemiş oldun bizim buradaki Çilekli Tesislerinde yapılan maçta. Simurgspor'un yakışıklı futbolcusuna verdiğin gül, eğer yaşadıysan eminim ki o hayal kırıklıklarını unutturmuştur.
Not: Ben Galatasaraylıyım, baban Fenerbahçeli, acaba sen hangi takımlı olacaksın...
Bu blog aslında sadece bir kişi için açıldı. Şu an karnımda kendi kendine oyunlar oynayan ve her geçen gün hızla büyümeye devam eden bebeğim için. Her yazı, senin için tuttuğum bir dilek içerecek bebeğim. Bir gün okuyabilmen dileğiyle...
28 Mayıs 2018 Pazartesi
17 Mayıs 2018 Perşembe
109. Sözcüklerini iyi seç
Kuzum, galiba ilk kez 2 gün ard arda yazıyorum ama üstünden fazla geçmeden not edeyim bunu da dedim. Çünkü Anneler Günü'nde benim için en güzel hediyeyi verdin bana ve "ANNE" dedin. Yani aslında tam olarak anne değil "NNINNA" ama olsun. İlk kez "Anne" de dediğim zaman karşılık veriyorsun, çabalıyorsun söylemeye. Bu vesileyle şu zamana kadar söyleyebildiğin sözcüklerin hepsini aşağıya not alıyorum. Çünkü söz uçar, yazı kalır. Naçizane dileğim ise hayatta hep doğru sözcükleri seçmen. İletişimde kullandığın sözcükler o kadar önemli ki tüm ilişkilerinde seni bambaşka noktalara taşır. Mutluluğunda da hüznünde de kendini güzel ifade edebilmeni, öfkelendiğinde sonradan üzüleceğin sözcükler kullanarak sevdiklerini kırmamanı dilerim yavrum.
Sözcük Söylediğin
Nerede Neyde
Neredesin Neydesi
Kedi Tısstıs
Köpek Havav
Gel Ge
Al A
Cici Jiji
Baba Baba
Dede Dede
Anne Nnınna
Çiçek Jije
Meme Meme
Mama Mama
Araba Duuduu
Kuş Pu
Top Boa
Uç Çu
Sözcük Söylediğin
Nerede Neyde
Neredesin Neydesi
Kedi Tısstıs
Köpek Havav
Gel Ge
Al A
Cici Jiji
Baba Baba
Dede Dede
Anne Nnınna
Çiçek Jije
Meme Meme
Mama Mama
Araba Duuduu
Kuş Pu
Top Boa
Uç Çu
16 Mayıs 2018 Çarşamba
108. Bir yol bul
Milakuşum, seninle birlikte 2. (aslında 3. denebilir, ilkinde karnımdaydın ama henüz mutlu haberi almamıştım) Anneler Günümüz geldi de geçti bile. Çok da güzel geçti. Bir mangal partisi yaptık ve anneannen, deden, teyzen ve Cem, Cem'in annesi, Zinkler ve Esra teyzenler de geldi.
O gün aynı zamanda hastanede hamile olduğumu öğrendiğim günün tam 2. yıldönümü oluyordu. Ama kesin emin olmak için iki gün sonra bir test daha yapılması gerekiyordu ki o da Salı gününe yani düne denk geldi. Benim için özel olan bu gün için bir plan yapmıştım bir süre öncesinden. Çocukluğumdan hatırladığım kırlarda koşup gelincik toplama hayalimi yeniden, bu sefer çocuğumla gerçekleştirmek istedim. İstanbul'a yakın gelincik tarlalarını araştırdım. En uygun seçenek Çatalca civarıydı. Orada İnceğiz köyünde pek çok gelincik tarlası olan fotoğraf gördüm Instagram'da. Ve sabah, daha kahvaltı bile etmeden atladık arabaya, köşedeki simitçiden bir simit alıp paylaştık seninle, yiye yiye koyulduk yola. Navigasyonu açmıştım tabii. Yaklaşık 1 saat sonra Çatalca sapağından saptık. Otoyol kenarında bile gelincikler görmeye ve havanın mis kokusunu duymaya başlayınca heyecanım arttı. Fakat Çatalca sapağından sonra navigasyon saçmalamaya başladı. Birden u dönüşleri yaptırmaya başlattı bana, İstanbul yönüne yönlendirdi falan. Tam artık ne yapacağımı şaşırmışken patika bir yol çıktı karşıma. Ve ben de bir an düşünüp navigasyonu kapadım ve saptım oraya. O kimsenin olmadığı toprak yol kenarında gelincikler, papatyalar ve sarı, mor farklı renklerde kır çiçeklerinin olduğu bir arazi çıktı karşıma. İşte aradığım buydu ve bu kadar basitti aslında. Navigasyonu tekrar çalıştırıp illa ki o köye gitmeye çalışabilirdim ya da panik olup aniden dönüş kararı alabilirdim (sen de huysuzlaşmaya başlamıştın artık). Yapmadım. Pratik düşünüp hızlıca karar verdim. Ve istediğimi aldım. Orada ikimiz çiçeklerin, böceklerin, taşın, toprağın, ağaçların, çalıların arasında çok güzel bir yarım saat geçirdik. Çiçek topladık, fotoğraflar, videolar çektik, sen toprak yola ellerini sürterek çok eğlendin. Hatta biraz emzirdim bile seni. Acaba yılan çıkar mı korkusu olsa da kırlara daldık beraber, çekinmedim. Yani diyeceğim o ki Mila, her zaman planladığın şeyi birebir uygulamak en doğru ve güzel yol değildir. Bazen en güzel yol patikadır. Sen yeter ki sapağı kaçırma.
O gün aynı zamanda hastanede hamile olduğumu öğrendiğim günün tam 2. yıldönümü oluyordu. Ama kesin emin olmak için iki gün sonra bir test daha yapılması gerekiyordu ki o da Salı gününe yani düne denk geldi. Benim için özel olan bu gün için bir plan yapmıştım bir süre öncesinden. Çocukluğumdan hatırladığım kırlarda koşup gelincik toplama hayalimi yeniden, bu sefer çocuğumla gerçekleştirmek istedim. İstanbul'a yakın gelincik tarlalarını araştırdım. En uygun seçenek Çatalca civarıydı. Orada İnceğiz köyünde pek çok gelincik tarlası olan fotoğraf gördüm Instagram'da. Ve sabah, daha kahvaltı bile etmeden atladık arabaya, köşedeki simitçiden bir simit alıp paylaştık seninle, yiye yiye koyulduk yola. Navigasyonu açmıştım tabii. Yaklaşık 1 saat sonra Çatalca sapağından saptık. Otoyol kenarında bile gelincikler görmeye ve havanın mis kokusunu duymaya başlayınca heyecanım arttı. Fakat Çatalca sapağından sonra navigasyon saçmalamaya başladı. Birden u dönüşleri yaptırmaya başlattı bana, İstanbul yönüne yönlendirdi falan. Tam artık ne yapacağımı şaşırmışken patika bir yol çıktı karşıma. Ve ben de bir an düşünüp navigasyonu kapadım ve saptım oraya. O kimsenin olmadığı toprak yol kenarında gelincikler, papatyalar ve sarı, mor farklı renklerde kır çiçeklerinin olduğu bir arazi çıktı karşıma. İşte aradığım buydu ve bu kadar basitti aslında. Navigasyonu tekrar çalıştırıp illa ki o köye gitmeye çalışabilirdim ya da panik olup aniden dönüş kararı alabilirdim (sen de huysuzlaşmaya başlamıştın artık). Yapmadım. Pratik düşünüp hızlıca karar verdim. Ve istediğimi aldım. Orada ikimiz çiçeklerin, böceklerin, taşın, toprağın, ağaçların, çalıların arasında çok güzel bir yarım saat geçirdik. Çiçek topladık, fotoğraflar, videolar çektik, sen toprak yola ellerini sürterek çok eğlendin. Hatta biraz emzirdim bile seni. Acaba yılan çıkar mı korkusu olsa da kırlara daldık beraber, çekinmedim. Yani diyeceğim o ki Mila, her zaman planladığın şeyi birebir uygulamak en doğru ve güzel yol değildir. Bazen en güzel yol patikadır. Sen yeter ki sapağı kaçırma.
Etiketler:
Anneler Günü,
Çatalca,
gelincikler,
kır,
mangal,
patika
10 Mayıs 2018 Perşembe
107. Çiçeklere iyi davran
Çiçeğim, böceğim, biricik meleğim... 2 sene önce yarın, yani 11 Mayıs 2016'da bir hamilelik testi yaptım ve senin varlığını öğrendim. Müthiş bir andı benim için. Aynı anda hem inanamamak hem de aslında içten içe varlığını hep hissetmek, bilmek... 2 gün sonra 13 Mayıs'ta hastanede test yapıldı ve hamilelik kesinleşti, ama 48 saat sonra bir test daha yapılıp kandaki bir değerin artması beklendi emin olmak için ve 15 Mayıs'ta senin içimdeki hayatın resmen başlamış oldu. (13 Mayıs zaten bu sene Anneler Günü'ne denk geldi, 15 Mayıs için de sürpriz bir plan yaptım ikimiz için, inşallah gerçekleştirmeyi başarabilirim.)
Bugünkü konumuz çiçekler. Çiçekleri çok seviyorum ben. Kim sevmez ki aslında... Farklı bir düşkünlüğüm var ama o kesin. Çocukluğumun hatıraları leylak kokar mesela, dedemin bahçesindeki mis gibi leylaklardan... Hatta öyle bir öykü de yazmışlığım var. O yüzden leylak hep özeldir benim için ama galiba en çok gülleri severim. Kırmızı gülleri... Babandan beni istemeye gelirken kırmızı gül istemiştim, gelin çiçeğim de kırmızı güllerdi. Bileğimde de kırmızı gül dövmesi var. Ama gelgelelim çiçek bakımı konusunda pek başarılı değilim maalesef. Sulamayı unuturum, kuruturum, o yüzden eve pek saksı çiçeği almıyorum. Bahçede ya da balkondakilere mümkün olduğu kadar özenli davranmaya çalışıyorum artık. Anne olmak böyle bir dikkat ve sorumluluk da geliştirdi sanki bende.
Senin de son 1 aydır baharın da gelmesiyle birlikte çiçeklere karşı özel bir ilgin oluştu. Önce parktaki papatyaları toplayıp bana vermeye başladın. Sonra bahçedeki çiçekleri koparıp elime verdin. Nasıl öğrendin böyle bir şeyi anlayamıyorum, yani ben özellikle topla bana ver demedim. Sen sanki içgüdüsel olarak yaptın bunu. Asla koparıp atma ya da yolma gibi bir şey yapmıyorsun. Onların da canlı olduğunu bilirmişçesine nazik davranıyorsun. Bu o kadar hoşuma gidiyor ki... Sokakta yürürken mutlaka etrafta gördüğün çiçekleri istiyorsun benden. Ben de bazen koparıp veriyorum sana. Onu sıkı sıkı tutup, bütün yol boyunca asla bırakmıyorsun elinden. Sen ne özel, ne güzel bir çocuksun Mila.
Bugünkü konumuz çiçekler. Çiçekleri çok seviyorum ben. Kim sevmez ki aslında... Farklı bir düşkünlüğüm var ama o kesin. Çocukluğumun hatıraları leylak kokar mesela, dedemin bahçesindeki mis gibi leylaklardan... Hatta öyle bir öykü de yazmışlığım var. O yüzden leylak hep özeldir benim için ama galiba en çok gülleri severim. Kırmızı gülleri... Babandan beni istemeye gelirken kırmızı gül istemiştim, gelin çiçeğim de kırmızı güllerdi. Bileğimde de kırmızı gül dövmesi var. Ama gelgelelim çiçek bakımı konusunda pek başarılı değilim maalesef. Sulamayı unuturum, kuruturum, o yüzden eve pek saksı çiçeği almıyorum. Bahçede ya da balkondakilere mümkün olduğu kadar özenli davranmaya çalışıyorum artık. Anne olmak böyle bir dikkat ve sorumluluk da geliştirdi sanki bende.
Senin de son 1 aydır baharın da gelmesiyle birlikte çiçeklere karşı özel bir ilgin oluştu. Önce parktaki papatyaları toplayıp bana vermeye başladın. Sonra bahçedeki çiçekleri koparıp elime verdin. Nasıl öğrendin böyle bir şeyi anlayamıyorum, yani ben özellikle topla bana ver demedim. Sen sanki içgüdüsel olarak yaptın bunu. Asla koparıp atma ya da yolma gibi bir şey yapmıyorsun. Onların da canlı olduğunu bilirmişçesine nazik davranıyorsun. Bu o kadar hoşuma gidiyor ki... Sokakta yürürken mutlaka etrafta gördüğün çiçekleri istiyorsun benden. Ben de bazen koparıp veriyorum sana. Onu sıkı sıkı tutup, bütün yol boyunca asla bırakmıyorsun elinden. Sen ne özel, ne güzel bir çocuksun Mila.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)