15 Ocak Pazar gününe dönelim o zaman. Henüz karlar erimemişti bile tam olarak. Hatta bir gün önce cumartesi yogaya gitmek için evden çıkıp, geç kalınca vazgeçmiş ve Levent'e gidip kar yığınlarının olduğu sokaklardan eve kadar yürümüştüm. Artık 39. haftam dolmuştu, 40'tan gün almaya başlamıştım ve yürürken bile epeyce zorlanmaya başlamıştım. Tekrar pazar gününe dönelim. Sabah babanla birlikte yan komşuya iade-i ziyarete gittik. Onların da 3 yaşında bir kızları var. İnşallah tanışacaksınız önümüzdeki günlerde. Öğleden sonra babam, annem ve Filiz geldiler bize. Uzun zamandır görmemiştim üçünü de. Akşam üstüne kadar oturdular, seni konuştuk, hatta kapıda espriler yapıp selfie çekildik. Annem ''yine geliriz biz'' diyince ben, ''Mila sizden önce gelir'' dedim ve gerçekten de öyle oldu. Onlar gittikten sonra sanki biliyormuşuz gibi babanla 2. hastane çantasını hazırladık, banyoları değiştik (senin odanın karşısındaki banyoya ben taşındım) ve babandan birkaç hamile fotosu çekmesini istedim. Sanırım sen de hazırlıklarımızı bitirmemizi bekledin gelmek için. Çünkü tüm bu işler bitip televizyon karşısına oturduğumuzda sancılarım da hafiften kendini göstermeye başladı. Gerçi bunların doğum sancısı olduğundan da emin değildim. Önce pek önemsemedim, hatta pazar gazetelerini okurken Çin yemeği söyledik, ama onu yiyemeyecek kadar ciddileşince sancılar, tedbir amaçlı hastaneye gitmeye karar verdik. Gerçi rahatça yürüyebiliyordum ve bir düzeni yoktu sancıların ama yine de NST'ye girmemin iyi olacağını düşündük. Gece saat 11 civarında hastaneye gittiğimizde nöbetçi doktor muayene etti beni ve biraz da kaba bir tavırla doğumun başlamadığını, rahimde hafif bir incelme gördüğünü, bu sancıların normal olduğunu ama 2 gün sonra kontrole gelmem gerektiğini söyledi. Normal doğum konusunda da cesaret kırıcı şeyler anlatıp durdu. Biz de kös kös eve döndük tabii. İşte ne olduysa biz eve döndükten sonra yani gece 12'den sonra oldu. Henüz yatmamıştık, salonda oturuyorduk ama kramplar gitgide beni zorlamaya başlamıştı artık. Küçük inlemelerle atlatıyordum artık her bir sancıyı. Ve düzenli hale de gelmişlerdi sanki. Yine de doktorun söylediklerine güvenerek yukarı çıktık, yatağımıza yattık ancak uyumak ne mümkün. Gelmeye karar vermiştin sen artık bebeğim. Zaman geçtikçe şiddetlenmeye başlamıştı sancılar. Nerdeyse dakikada bir geliyor ve geldiğinde inleyerek değil çığlık atarak karşılamaya başlıyordum herbirini. Baban çaresizce yanımda yatıyor, benim her sancıda iki büklüm olmamı izliyordu. Saat 3 olmuştu ve ben aynı durumdaydım. Tekrar hastaneye gitmemizin şart olduğu belli olmuştu da aynı sevimsiz nöbetçi doktorla karşılaşmak istemediğimizden biraz daha dişimi sıkıp sabahı bekliyorduk ikimiz de. Bir saat daha bekleyebildim, ama baktık geçmiyor üstümü bile değiştirmeden montumu giydim. Hastane çantalarını yanımıza alsak mı diye bir an düşündük ama sonra almamaya karar verdik. Çünkü bence hala inanamıyorduk doğumun başladığına. Saat 4 buçuk gibi hastaneye geldik ve aynı doktor tarafından muayene edildim. Birkaç saat önce bizi eve yollayan kendisi değilmiş gib sakince 3 cm açılmam olduğunu ve yatış verdiğini söyledi. İnanamadım, normalde 2 cm açılmaya kadar evde çekin sancıları, sonra hastaneye gelin deniliyordu okuduğum kitaplarda. Oysa ben 3 cm'dim. O an çok sevindiğimi hatırlıyorum. Demek ki belki de hızlı ve kolay bir doğum olacaktı. Odamız hazırlanana kadar o odada kalabileceğimiz söylendi, o doktoru bir daha görmedik. Baban beni mecburen bırakıp endişeli bir şekilde çantaları almaya gitti. Oysa ben çok rahattım. Tuhaf bir güç gelmişti sanki tüm hücrelerime. Doğuruyordum işte sonunda. Birkaç saat sonra kavuşacaktım sana. O odada yalnız kaldığım yaklaşık 20 dakika boyunca gelen sancıları metanetli bir şekilde atlattım hep ve çok huzurluydum. Hastanedekiler doktorumuza haber vermişti zaten. Ben de teyzene mesaj attım. Sabah 7 gibi doktorumuz Figen Hanım geldi. Açılmam 4 cm'i bulmuştu. Sancılarım katlanılır düzeydeydi ya da ben alışmıştım artık. O nedenle epidural konusunu düşünmek istediğimi belirttim. Çünkü 4 cm itibariyle epidural yapılabiliyor. Her kasılma sırasında baban belime masaj yapıyor ve o baskı hissi acıyı nispeten hafifletiyordu. Bu arada Esra teyzen geldi ziyaretimize. Saat 9'a geliyordu artık ve anneannen, deden ve teyzen de yoldaydı. Sonra bir ara şiddetlenmeye başlayınca sancılarım,
dayanamayacağımdan korktum ve epidural yapılmasını istedim. İğne vurulduktan sonra rahatladım, birden kuş kadar hafif hissettim. Baban da ben de bir yarım saat kadar uyumuşuzdur o sırada. 11'e doğru Figen Hanım geldi ve açılmamı kontrol etti, 6 cm olmuştum artık ama sancıları da yeniden hissetmeye başlamıştım ve 2. doz epidurale hayır demedim. Ama bu bir hataymış meğerse kızım çünkü açılmamı çok yavaşlattı. 2 saat sonra hala 6 cm'dim ve bu doktorumun pek hoşuna gitmedi. Epidural almamış olsaydım çoktan doğurmuş olacağımı söyledi. Ve hep korktuğum şey başıma geldi: Suni Sancı. Doğumu hızlandırmak için suni sancı verildiği andan itibaren geri kalan şeyleri hatırlamakta güçlük çekiyorum. Epiduralin etkisi de hafiflemişti çünkü. Odanın içinde bir kolumda baban bir kolumda teyzen, ara ara gelen halan, yengelerim, hepsi çaresizlik bense acı içindeydim. Zaman kavramını yitirmiştim artık ne kadar zaman geçti farkında değildim. Ama sanırım 2 gibi Figen hanım tekrar geldi ve açılmamın 9 cm olduğunu, 15 dakika sonra beni doğumhaneye alacaklarını söyledi. Acayip sevindim tabii. Babanla birlikte doğumhaneye girdik. Baban sağımda, telefon elinde senin doğum anını çekmek için hazırdı ve tek yapmam gereken ıkınmaktı. Ve yapamadım Miloşko! Çok kez denememe rağmen, belki bitkinlikten belki epiduralin verdiği hissiyat kaybından bir türlü seni dışarı ittiremiyordum. Baban da o sırada o bağırma çağırma ıkınma sırasında hafif bir travma yaşamadı değil tabii. Ve olmadı. Beni ameliyathaneye aldılar. Son kez bir müdahele daha denenecekti, o da olmazsa sezaryen olacaktım. Ben büyük bir hayal kırıklığı içinde ameliyathane kapısından girerken meğer bu haberi alan annem de asansörde bayılıyormuş. Bunu çok sonradan öğrendim. Babanı da almadılar ameliyathaneye maalesef. Ve ben yalnız başıma, iki tarafımdan güçlüce bastıran hemşirelerle birkaç kez daha denedim, yine olmadı. Artık yorgunluktan bitap düşmüştüm ve ağlayarak ameliyata alındım. Üşüyerek uyandığımda yine ameliyathane kapısının önündeydim, ayılmam bekleniyordu. Birden olanları hatırladım ve yeniden ağlamaya başladım. Hemşirelere seni sordum, iyi olduğunu söylediler, rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre yüzün ters geliyormuş, o yüzden normal yolla doğman zaten imkansız gibi bir şeymiş. Ama kanala girdiğin için normal yolla doğumun tüm avantajlarından hem sen hem ben yararlanacakmışız. Senin bağışıklık sisteminin iyi olması, hemen emmen, benim sütümün hemen gelmesi gibi... Durduramadığım gözyaşlarımla sedyede ilerlerken herkes beni bekliyordu. En çok da sen. Odada seninle karşılaştıktan sonra hepsi geride kaldı ve yeni hayat başladı.
Not: Yazının sonunu seni emzirerek getirdim.
| Hastaneye giderken biz. |
| Dönerken 3 kişiyiz. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder