28 Aralık 2016 Çarşamba

41. Nazardan sakın

Tırtılım, madem 41. dilekteyiz, 41 kere maşallah diyeyim sana ve hayatın boyunca Allah'ın seni kem gözlerden korumasını dileyeyim. Cumartesi annem, Filiz ve Esra geldiler. Kıyafetlerini bir güzel ütüleyip dolabına yerleştirdik. Zink de gelecekti ama ananemi yalnız bırakamadı. Şu sıralar biraz hasta maalesef. Dolabını dolu dolu görünce gözlerim de dolu dolu olacaktı az kalsın. Gelişine az kaldığı gün gibi ortada artık.

Bugün Çarşamba. Cumartesi, yani 31 Aralık'ta doktor randevumuz var yine. Yarından itibaren kar yağışı olduğunu söylüyor meteoroloji. Yılbaşına da bembeyaz girecekmişiz. Bakalım doğru çıkacak mı tahminler... Seni karla özdeşleştirdim nedense. Bir kar tanesi kadar beyaz, masum, kırılgan ve eşsiz olacaksın diye belki. O yüzden karlar düştükçe kollarıma geleceğin gün yaklaşıyor gibi hissediyorum. Buna deli gibi sevinsem de geçen gün Bihter teyzene dediğim gibi hamile olma halini sevdim ben. Son aydaki zorluklarına rağmen...

Sana bir şey öreceğimi söylemiştim ya, ördüm. Aslında daha büyük olacaktı ama hamilelerde örgü çeşitli sorunlar yaratıyormuş. Eller şiştiği için sanırım. Parmaklarımı açıp kapatmakta zorluk çekiyorum, hareket ettirdikçe ağrımaya başladığı için bıraktım. Biraz küçük oldu o yüzden. Ancak ilk haftalarında seni kucaklar. Bazı hatalar da yok değil örgüde ama söküp tekrar yapmadım. Hatalarıyla daha güzel gibi geldi. Sen de görmezden gel. İkimize de bir hatıra işte. Öpüyorum bir tanem, kar tanem...






22 Aralık 2016 Perşembe

40. Sabahlarını paylaş

Tatlı kuzum... Biz babanla bu hafta tuhaf bir rutine girdik. Her sabah 7 gibi uyanıyoruz -ki bu neredeyse hiç olmaz- ve enteresan şeyler yapıyoruz. Senin gelişine mi hazırlıyor bünyemiz bizi anlamadım. Oysa gayet de uyku havaları var. Yağmurlu, karanlık, rüzgarlı...

İlk sabah 7'ye 10 kala ikimiz de uyanıp tuvalete gittik. Sonra yatağa döndük ama uykuya dönemedik. Bıcır bıcır konuşmaya başladık. 1-1 buçuk saat sürdü bu muhabbet, sonra devam ettik uyumaya ve 12 gibi uyandık tekrar. Ne konuştunuz dersen, konu senin etrafında döndü hep. Zaten biz uyanınca sen de otomatik olarak uyandığın için, baban hemen sana sarıldı ve nasıl olduğunu kontrol etti. Sonrasında ben, acaba senin hayatında toplumsal olaylar açısından nasıl satırbaşları olacağını merak ettiğimi söyledim. Mesela biz bir "Gezi Olayları" yaşadık ki, büyük bir dönüm noktasıdır bu toplumsal hafızada. Ama dünya tarihine baktığımız zaman yine de küçücük kalıyor. Dünya savaşlarına tanık olanlar da var, Ay'da yürüyen ilk insanları seyredenler de... Acaba sen yaşamında nasıl bir tarihi olaya denk geleceksin? Belki de Mars kuşağı olarak adlandırılacaksınız sen ve arkadaşların. Sonra aklıma eski Türk filmleri geldi. Eskiden, yani teyzenin ve benim çocukluğumuzda, az kanallı beyazekranda sık sık Yeşilçam filmleri gösterilirdi. Biz de hem izleyecek başka bir seçenek olmadığından, hem de hoşumuza gittiğinden hiçbirini kaçırmazdık. Komedilerden ağır melodramlara kadar derin bir film kültürümüz o dönem oluşuverdi. Oysa şimdi eski Türk filmlerine rastlamak ne kadar da zor. Sen izleyemeyecek misin acaba diye üzüldüm. Baban, istersen internette bulabileceğini ya da sadece eski Türk filmi veren kanallarda izleyebileceğini söyledi. Ama pek inanmadım buna. Yani o motivasyonu bulup araştırmak neden isteyesin ki bundan en az 10 yıl sonra... Oysa bizim zaten önümüze geliyordu. Komedi gibi komediydi o filmler. Masumdu, tatlıydı. Eski aşk filmlerinden öğrendi bizim kuşak aşık olmanın ne demek olduğunu. Belki onları taklit ederek yaşadık aşklarımızı. O yüzden de aşk gibi aşktı işte. Şimdikilere benzemiyordu. Gerçekti, zordu, güzeldi. Acaba bugünkü gençlerin sorunu bu muydu? Eski Türk filmlerini izlemedikleri için mi aşka bu kadar yabancı ve kapalıydılar. Ben bunları anlatırken baban uyuyakaldı ve ben de ona katıldım. 

İkinci sabah, tamamen tesadüfi bir şekilde uyandığımda babana saati sordum ve yine "7'e 10 var" dedi. Bazen öyle olur. Saati kurmuş gibi aynı saatte uyanırsın. Bu sefer karnımız aç uyandık. Ve babanın aklına bizim sokağın köşesindeki simitçi geldi. Geçen haftalardan birinde işte sabahladığı bir gün oradan simit almış. Beyaz peynirli ve zeytin ezmeli... Acaba gelmiş midir diye emin olamadık. Çünkü saat 7 buçuğa yaklaşmasına rağmen hava aydınlanmamıştı. (Bu sene kış saati uygulamasına geçilmedi Türkiye'de nedense.) Biraz daha yatakta oyalandıktan sonra baban simit almaya çıktı ve üç simitle döndü. Bir tane de sade istemiştim çünkü daha sonra Nutella ile yemek için. Yatağa da tadımlık iki parçayla geldi. Onları yiyip uyumaya devam ettik. Geri kalanının kalkınca yedik. Üçüncü gün de yine karanlıkta uyanınca biz, n'oluyor dedim. Bu sefer de ben yatmaya devam ettim ama baban kahvaltı hazırlamaya kalktı. Çayı demleyip, patates kızarttı. İki tane de Croque Madame hazırladıktan sonra bana seslendi. Ben de pıtır pıtır aşağıya indim ve beraberce kahvaltı yaptık. Lezzetliydi çok. Baban çok nadir yemek yapar ama yaptıkları genelde lezzetli olur. 

İşte böyle bebeğim. Bugün 4. gün, yani perşembe. Bugün itibariyle gerçek rutinimize döndük. 10:00-11:00 arası uyanmak! Senin için bugünkü dileğim de şu: Aşağıdaki fotoğrafta ikimizin arasında, babanın kolunun altındaki o boşluğu görüyor musun? Orayı doldurman... Sabahlarını bizimle paylaşman, bizim sabahlarımızı paylaşman... İşte o anlar bizim yeni gün ışığımız olacak İpek Mila'm. 



18 Aralık 2016 Pazar

39. Çoğal, çoğalt

Mila'm, birlikte son aya girerken benim için biraz zor günler başladı. Oldukça ağırlaştığım için hareket etmek, yürümek, uyumak hatta oturmak bile sıkıntılı artık. Ama yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Hem de şimdiye kadar hiçbir problem yaşamadan. Sen de sağlıklısın çok şükür. O yüzden bir önemi yok. Tüm sıkıntılara katlanılır.

Şu sıralar neredeyse tek düşündüğüm doğum ve sonrası. Sana kavuşmanın hayalini kurmak bile inanılmaz mutlu ediyor beni. Gerçekten bunu yaşadığım anı düşünemiyorum bile... Doğum, elbette endişelendiriyor, hafiften de korkutuyor beni. Ama kitaplardan edinebileceğim tüm bilgileri edindim, seminerlerden de doğumu kolaylaştırmak için alabileceğim tüm tüyoları aldım. Artık bundan sonrası için dua etmek dışında yapabileceğim fazla bir şey yok. Yogaya ve yürüyüşe devam edeceğim son güne kadar. Normal doğum yapamasam da bunun pek bir önemi yok. Önemli olan senin sağlıklı bir şekilde kucağıma, kucağımıza gelmen. Dün yine kontrolümüz vardı. 35. haftadayız ve sen hem pozisyon hem de kilo olarak çok iyi durumdasın. Şimdi sabırlı olmaya devam etme zamanı. Bir sonraki kontrol 31 Aralık günü, tam yılbaşında görüşeceğiz yani bebeğim. Annenin yeni yılını kutlayacak mısın?

Hamilelik macerasının sonlarına yaklaşırken ve asıl büyük maceranın -anneliğin- eşiğindeyken fark ettiğim bir şey var. Sen karnıma düştüğün andan itibaren çoğalmaya başladım ben. Daha seni görmeden biliyorum aslında yüzünü, sana dokunmadan hissedebiliyorum tenini, kulaklarımın içinde duyabiliyorum sesini. İnsanın duygularında, anlama ve hissetme kapasitesinde böyle bir çoğalmaya yol açan başka bir takım durumlar da olabilir hayatta tabii ki. Aşık olma olabilir bu ya da müthiş bir empati yeteneğine sahip bir dost edinme. Bilemiyorum. Ama ben, seninle hissetmeye başladım bunu. Senin de yaşamanı diliyorum hayatının bir döneminde. Yaşamanı ve bunu yaşadığını fark etmeni en önemlisi. Çoğalmak, beraberinde çoğaltmayı da getiriyor aslında. Sana karşı duyduğum şefkati başkalarına da yansıtmaya başladığımı hissettim mesela bir anda. Daha şimdiden beni çoğaltıp kocaman yaptığın için teşekkür ederim kızım. 

Kocaman derken ciddiydim!



12 Aralık 2016 Pazartesi

38. Barışla büyü

Bir tanecik bebeğim, ipek kızım...
Cumartesi mobilyaların geldi. Karyolan, gardırobun, cibinliğin, halın... Hepsi mis gibi, inşallah beğenirsin. Bugün sağlık ocağına gittim. Evimize çok yakın. Sen gelince aşıların için bol bol ziyaret edeceğiz orayı. Bu yüzden pek hoşlanacağın bir yer olmayacağı açık! 

Buraya yazmak istemesem de şu 9 ay içinde kim bilir kaç kez canımızı yakan olaylar oldu ülkede. Bir yerlerlerde bombalar patladı ve yüzlerce insan hayatını kaybetti, insanlar sevdiklerini yitirdiler pisi pisine. Ne zaman son bulacak, son bulacak mı onu da bilmiyorum. Pembe bir ülkeye doğmuyorsun yani Mila. İnsanların endişeyle yaşadığı, hayatlarını, sevdiklerinin hayatlarını kaybetme korkusuyla nefes aldığı bir coğrafya haline geldi burası. Bir olay oluyor, hepimiz şok oluyoruz, bunalıma sürükleniyoruz, sonra yavaş yavaş unutmaya başlıyoruz. Kendi küçük mutluluklarımıza ve dertlerimize geri dönüyoruz. Gerçekten tam unuttuğumuz anda bir şey daha oluyor ve biz aynı üzüntüyü tekrar tekrar yaşıyoruz. Kapkaranlık bir gün zaten bugün, senin de içini kararttım meleğim. Neyse bugünkü dileğim sadece senin için değil, Türkiye için aynı zamanda. Sen bunları okuyacak yaşa geldiğinde terör bitmiş olsun lütfen. Aşağıdaki fotoğraf gibi umut dolu, aydınlık bir geleceğe bakalım hep beraber.




7 Aralık 2016 Çarşamba

37. Çocukluğunu hatırla

Minik kızım... 
Gerçi pek de minik sayılmayabilirsin artık. 2200 gr olmuşsun ve hızla büyümeye devam ediyorsun. Önümüzdeki bir ay içinde kilonu ikiye katlaman bile olasıymış. Ben de büyüme hızı konusunda seninle yarışıyorum neredeyse. Ama pek umursamıyorum, sen sağlıklı olduğun sürece önemi yok. Kilo ne ki? Verilir. Özellikle de seni emzirmeyi başarabilirsem. Seni doyurmak, uyutmak, yıkamak. Bu üç eyleme takıntılıyım bu ara. Çok da düşünmemeye çalışıyorum, birbirimizi tanıdıkça, birbirimize alıştıkça hepsi olacak biliyorum ama endişelenmeden de edemiyorum tabii. Her anne adayı böyle panikler yaşamıştır, yaşıyordur bence. 

Hafta sonu Pendik'te annemlerde kaldım. Herkesi gördüm, güzel enerjilerini, dualarını aldım. Gerçekten çok iyi geldi. Senin doğumuna kadar bir daha gidemem sanırım. Babamla gidip dönsem de yol yorucuydu ama değdi. Pendik, o mahalle, o evler, o güzel insanlar benim çocukluğum Mila. Evdeyken biraz albüm karıştırdım. Bizim kuşakta çocukluğuna ait fotoğrafların varsa şanslısındır. Annemler de sağ olsun Filiz'i de beni de bol bol çekmişler. Yine de var olan fotoğraflar sınırlı sayıda tabii. Belki de tam bu yüzden o kadar değerli ki her bir kare. Eminim ki senin ve arkadaşlarının binlerce çocukluk fotoğrafı ve videonuz olacak. Hatta belki bazılarını izlemek bile istemeyeceksin ya da görmediklerin olacak içlerinde. O kadar çok olacaklar ki çünkü... Kendi sesini duyabileceksin mesela videolarında. Bu inanılmaz bir şey. Asla hatırlayamayacağın bebekliğine dair görüntüler olacak elinde. Bizlerin verdiği değeri verebilecek misin bilmiyorum. İnsan psikolojisini düşününce bu çok normal. Yine de şanslı olduğunuzu düşünüyorum bu açıdan. Ancak bizim de size göre şanslı olduğumuz pek çok çocukluk değeri var.  Sabahtan akşama kadar mahallede oynama özgürlüğü, binbir çeşit sokak oyunları, az çeşitte ve yine belki de bu yüzden çok değerli oyuncaklar gibi... Şimdiki çocuklara sağlanan sınırsız imkanları düşününce senin için bazı kararlar alma ihtiyacı duyuyorum. Bunları uygulamayı umarım başarabilirim. Elbette benim de kamera elimden düşmeyecek muhtemelen. Ama çocukluğunu yüzlerce fotoğraf ya da videodan değil, hafızana yer eden güzel hatıralarla hatırlamanı sağlayacağım. Mutlaka bir videoyla belgelenmese de unutulmaz anılarla dolsun çocukluğun ve güzel kalbin. Çok fazla oyuncak da almayı düşünmüyorum sana haberin olsun. Aşağıya annenin ve babanın çocukluğundan birer fotoğraf yapıştırıyorum ipek böceğim. Bakalım sen, hangimize daha çok benzeyeceksin...



2 Aralık 2016 Cuma

36. Benimle uyan

Mila'cığım...
Bugün cuma, doktor randevusu günü ve saat sabah 7 buçuk. 6 buçukta, daha ezan bile okunmadan uyandım ve bir daha da uyuyamadım. Şu an hava hala karanlık. Ben uyanınca sen de uyandın, zıp zıp zıplamaya başladın karnımda. Babanı uyandırmamaya çalışarak kalktım, aşağıya inip sana yazmaya sonra da kahvaltı yapmaya karar verdim ben de. Hamileliğin bu son döneminde uykusuzluk çok sık rastlanan bir durummuş. Bünyenin anneyi uykusuz gecelere fiziksel ve psikolojik olarak alıştırmaya başlaması olduğu söyleniyor. Hem doğumun hem de doğum sonrası yaşanacakların yarattığı stres etkiliymiş. Doğru. Düşünceler, zincirleme şeklinde birbirini kovalıyor. Doğum ne zaman olacak, nasıl olacak, sen iyi olacak mısın? Evde ilk günler nasıl geçecek? Seni emzirmeyi başarabilecek miyim? Göğüs pompası alsam mı? Uyurken ne giyeceksin? Yeterince kıyafetin var mı? Emziğe bazı insanlar karşı bazıları destekliyor, almalı mıyım? Odana yeni bir lamba alalım mı yoksa eskisinin rengini mi değiştirelim? İlk banyon nasıl olacak? Annemsiz yaptırdığımız ilk banyon nasıl olacak? Çok ağlayacak mısın? Kolik bir bebek mi olacaksın? Seni sakinleştirmeyi başarabilecek miyim?

Bunlar ve daha binlercesi... Ben yatakta sorularımla boğuşurken gece attığım bir mesaja Esra teyzen cevap yazdı. Ona cevap yazarken kısaca bu durumdan bahsettim. O da "ne mutlu sana züm, güzel şeyler düşün sadece" yazmış. Bunu okumamla endişelerimi bir kenara bıraktım. Uyumaya devam etmedim ama kalkıp sana koşmak, bunları seninle paylaşmak ve beni seçtiğin için ne şanslı olduğumu sana söylemek istedim. Allah'a şükürler olsun her şey için. Biliyorum ki o günler geldiğinde su yolunu bulacak. Tüm sorularım ve endişelerim yok olacak zamanla. Seninle olmanın tadını çıkaracağım.

Bu yazıyı şimdi yayınlamıyorum. Doktordan sonra senin fotoğrafınla yayınlamayı planlıyorum. Öpüyorum gül yanaklarından. 


Sıkıldın mı orada kuzum? Az kaldı!




28 Kasım 2016 Pazartesi

35. Poz ver

Mila'm benim, mis kokulu meleğim... Baban sana bir isim taktı: Kuş üzümü. Bana da tanıştığımızdan beri üzüm der. Sen de onun kuş üzümüsün işte... Canımsınız benim. Sabahtan beri aralıksız yağmur yağıyor bugün. Kapkaranlık bir hava var. Bugünden itibaren kış geldi bence. Sonbahar bitti artık. Bu demek oluyor ki sana kavuşmamıza da gerçekten çok çok az kaldı.

Cumartesi akşamı Pınar teyzen doğum yaptı. Yani Aren Demir geliverdi dünyamıza. O kadar tatlı ki... Senin arkadaşlarından biri olacak o da. Aranızda bir buçuk ay olan arkadaşın... Zehra teyzenin ikizleriyle de galiba aynı günlerde açacaksınız gözlerinizi dünyaya. Sağlıkla, mutlulukla... Hep bunun için dua ediyor anneleriniz. Benim artık gerçekten kocaman bir karnım oldu. İçinde de sen her gün biraz uyuyor, biraz tekmeliyor, biraz hıçkırıyor, biraz büyüyorsun. Babanla sabahları uyandığımızda sen de bizimle uyanıyorsun ve hareketleniyorsun içimde. Biz de heyecanla dinliyoruz seni. Şimdiden müthiş bir mutluluk. Bir de yanımızda yattığında, ellerini tuttuğumuzda, ayaklarına baktığımızda neler hissedeceğimizi tahmin edemiyorum. Hayali bile öyle inanılmaz ki... 

Cuma doktor kontrolümüz var. Bakalım bu sefer bize poz verecek misin? Lütfen ver, özledim yüzünü. Dönüşte yazacağım bebeğim. Sonra da iki geceliğine anneannenlerde kalmaya gideceğim bir aksilik çıkmazsa. Onları, Pendik'teki herkesi çok özledim. Doğumdan önce onları görmeye, güzel enerjilerini hissetmeye ihtiyacım var. Görüşürüz kızım cuma inşallah. Seni çok seviyorum.