Sabah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2016 Perşembe

40. Sabahlarını paylaş

Tatlı kuzum... Biz babanla bu hafta tuhaf bir rutine girdik. Her sabah 7 gibi uyanıyoruz -ki bu neredeyse hiç olmaz- ve enteresan şeyler yapıyoruz. Senin gelişine mi hazırlıyor bünyemiz bizi anlamadım. Oysa gayet de uyku havaları var. Yağmurlu, karanlık, rüzgarlı...

İlk sabah 7'ye 10 kala ikimiz de uyanıp tuvalete gittik. Sonra yatağa döndük ama uykuya dönemedik. Bıcır bıcır konuşmaya başladık. 1-1 buçuk saat sürdü bu muhabbet, sonra devam ettik uyumaya ve 12 gibi uyandık tekrar. Ne konuştunuz dersen, konu senin etrafında döndü hep. Zaten biz uyanınca sen de otomatik olarak uyandığın için, baban hemen sana sarıldı ve nasıl olduğunu kontrol etti. Sonrasında ben, acaba senin hayatında toplumsal olaylar açısından nasıl satırbaşları olacağını merak ettiğimi söyledim. Mesela biz bir "Gezi Olayları" yaşadık ki, büyük bir dönüm noktasıdır bu toplumsal hafızada. Ama dünya tarihine baktığımız zaman yine de küçücük kalıyor. Dünya savaşlarına tanık olanlar da var, Ay'da yürüyen ilk insanları seyredenler de... Acaba sen yaşamında nasıl bir tarihi olaya denk geleceksin? Belki de Mars kuşağı olarak adlandırılacaksınız sen ve arkadaşların. Sonra aklıma eski Türk filmleri geldi. Eskiden, yani teyzenin ve benim çocukluğumuzda, az kanallı beyazekranda sık sık Yeşilçam filmleri gösterilirdi. Biz de hem izleyecek başka bir seçenek olmadığından, hem de hoşumuza gittiğinden hiçbirini kaçırmazdık. Komedilerden ağır melodramlara kadar derin bir film kültürümüz o dönem oluşuverdi. Oysa şimdi eski Türk filmlerine rastlamak ne kadar da zor. Sen izleyemeyecek misin acaba diye üzüldüm. Baban, istersen internette bulabileceğini ya da sadece eski Türk filmi veren kanallarda izleyebileceğini söyledi. Ama pek inanmadım buna. Yani o motivasyonu bulup araştırmak neden isteyesin ki bundan en az 10 yıl sonra... Oysa bizim zaten önümüze geliyordu. Komedi gibi komediydi o filmler. Masumdu, tatlıydı. Eski aşk filmlerinden öğrendi bizim kuşak aşık olmanın ne demek olduğunu. Belki onları taklit ederek yaşadık aşklarımızı. O yüzden de aşk gibi aşktı işte. Şimdikilere benzemiyordu. Gerçekti, zordu, güzeldi. Acaba bugünkü gençlerin sorunu bu muydu? Eski Türk filmlerini izlemedikleri için mi aşka bu kadar yabancı ve kapalıydılar. Ben bunları anlatırken baban uyuyakaldı ve ben de ona katıldım. 

İkinci sabah, tamamen tesadüfi bir şekilde uyandığımda babana saati sordum ve yine "7'e 10 var" dedi. Bazen öyle olur. Saati kurmuş gibi aynı saatte uyanırsın. Bu sefer karnımız aç uyandık. Ve babanın aklına bizim sokağın köşesindeki simitçi geldi. Geçen haftalardan birinde işte sabahladığı bir gün oradan simit almış. Beyaz peynirli ve zeytin ezmeli... Acaba gelmiş midir diye emin olamadık. Çünkü saat 7 buçuğa yaklaşmasına rağmen hava aydınlanmamıştı. (Bu sene kış saati uygulamasına geçilmedi Türkiye'de nedense.) Biraz daha yatakta oyalandıktan sonra baban simit almaya çıktı ve üç simitle döndü. Bir tane de sade istemiştim çünkü daha sonra Nutella ile yemek için. Yatağa da tadımlık iki parçayla geldi. Onları yiyip uyumaya devam ettik. Geri kalanının kalkınca yedik. Üçüncü gün de yine karanlıkta uyanınca biz, n'oluyor dedim. Bu sefer de ben yatmaya devam ettim ama baban kahvaltı hazırlamaya kalktı. Çayı demleyip, patates kızarttı. İki tane de Croque Madame hazırladıktan sonra bana seslendi. Ben de pıtır pıtır aşağıya indim ve beraberce kahvaltı yaptık. Lezzetliydi çok. Baban çok nadir yemek yapar ama yaptıkları genelde lezzetli olur. 

İşte böyle bebeğim. Bugün 4. gün, yani perşembe. Bugün itibariyle gerçek rutinimize döndük. 10:00-11:00 arası uyanmak! Senin için bugünkü dileğim de şu: Aşağıdaki fotoğrafta ikimizin arasında, babanın kolunun altındaki o boşluğu görüyor musun? Orayı doldurman... Sabahlarını bizimle paylaşman, bizim sabahlarımızı paylaşman... İşte o anlar bizim yeni gün ışığımız olacak İpek Mila'm.