23 Mart 2020 Pazartesi

167. Biz yaşlanırken yanımızda yaş al

Canım kızım,

Korona hayatımızı, dünyanın dönüş hızını, günleri, geceleri, insanları ve doğayı tamamen değiştirdi. Karantinadayız. Market ve eczane dışında bir yere çıktığımız yok. Uzun süre de bu böyle devam edecek belli ki... Bu arada Venedik'te balıklar yeniden ortaya çıktı, tavşanlar parklara geri döndü, karbon salınımı azaldı. Ve bir virüs sayesinde dünya kendini temizlemeye başladı. Doğa, yıllardır hunharca kullanıp ondan söküp aldıklarımızı geri almanın yolunu buldu bir şekilde. Diğer yandan vaka ve kayıp sayısı artmaya devam ediyor bizde de. Biliyorum ki sen bugünleri merak edip neler yaşandığını öğrenmek istediğinde internette çokça rapor, haber ve araştırma bulacaksın ileride. Hatta ben de her akşam kısa notlarla Korona Günlükleri tutuyorum. Umarım bir süre sonra aşı ve ilaçlar bulunur ve onları seninle birlikte okuruz. Ben şimdi, sen yukarıda uyurken içimden geçenleri yazmak istedim sadece.

Birkaç gündür burnun tıkalıydı ve bu gece uyurken kuru kuru öksürdün, bittik babanla. Biliyorum bu bir soğuk algınlığı. Ama son dönemde hassasiyetimiz öyle çok arttı ki sana karşı. Kaygılıyım kuşum. Büyüdüğünü görmek, seninle tatillere gitmek, yeni evimize yerleşmek, sevdiklerimizle yeniden buluşmak istiyorum. Ve fakat bugünler çok da umut vadetmiyor. İnsan geleceğe özlem duyar mı? Duyuyorum. Genç kız olup seninle karşılıklı kahve içmelere, kitaplardan bahsetmelere, filmler izlemelere özlemim. Uzayan kollarınla bana sıkı sıkı sarılmana dair hayallerim... Bazen "Hayata güven, akıp gidecek, akışa güven" diye geçirip içimden rahatlıyorum bazen de panik halde umutsuzluk çukurunun en dibini görüyorum. Senin için de korkmaya başlıyorum o vakitler. Ama neyse ki virüs çocuklara zarar vermiyor. Bunu biliyoruz, tutunduğumuz tek dal da bu zaten. 

Dışarıda kayıp bir bahar akıp giderken içeride seninle oynayınca birden bir leylak açıyor buralarda. Gülümseyince sen papatyalar fışkırıyor tazecik topraklardan. Al güller, mor salkımlar taşıyor bahçelerden sen beni öpünce. Sen kızgınken koskoca duvarlar un ufak oluyor öfkenden. Bu hastalıktan korkuyorum evet ama beni koruyan bir korku bu galiba, yoran değil. Seni şimdi doya doya yaşarken korkunun grisini bir kenara itmeyi başarıyorum. Sana, sevgine ve hayatın o kendinden yanmalı, devinimli haline güveniyorum. Geçecek bu günler diyorum. Sağlıklıyız ve bir aradayız önemli olan bu. Biz yaşlanalım sen de bizim yanımızda yaş al kuzucuğum. En büyük dileğim, her zaman bu olacak. Bir pandeminin içinde, doğurup dünyaya getirdiğim sana bakarken başına gelecek tüm dertlerden duyduğum suçluluk duygusu, aramızdaki o özel şeyi düşününce hafifliyor. Yine de sebebin oldum kuşum, getirdim seni buralara, şimdi önümüzde gözle görünmeyen canavarlar. Umarım bu yazıyı okuduğunda insanlar dünyaya, toprağa ve tüm canlılara saygılı bir yaşamı benimseyebilmiş olur. Belki bu günler, o günlerin gelebilmesi içindir. 


evdekal








16 Mart 2020 Pazartesi

166. Minnettar ol

Milakuşum... Sıra dışı zamanlardan geçiyoruz. Çin'de sene başında çıkan Corona virüsü dünyayı ele geçirdi adeta. Avrupa kırılıyor. Özellikle İtalya. Her gün binlerce vaka çıkıyor, yüzlerce kişi hayatını kaybediyor. Birçok ülkede karantina var, havaalanlarında kapılar kapatıldı. Bizde de geçen hafta ilk vaka çıktı. Şu an vaka sayısı 18. Bakalım bir sonraki yazımda kaç olacak... Herkes endişeli ve panik halde olanları izliyor. Okullar kapatıldı. Mümkün olduğunca evde kalmaya, zorunlu kalmadıkça dışarı, özellikle de kalabalık yerlere gitmemeye yönlendiriliyor insanlar.

Ve bu kaos ortamında bizim evin satışının gerçekleşmesi ne acayip bir şeydir. Sonunda oldu, kafamızdaki rakama yakın bir tutarla bu evdeki maceramızın sonuna geldik. Sen burada doğdun, büyüdün ve bu ev benim için özellikle o sebepten çok önemli. Tadını çıkardık ama yeterince. Artık başka yollara düşme, başka keyifler tatma zamanı. Bodrum hayalimiz var. Onu daha sonra anlatacağım. Ancak şimdi dileğimi yazıp uyuyacağım. İnsan bazen etrafındaki küçük şeylerin onu ne kadar şanslı kıldığını unutuyor. Bazen yoksunluklar daha derin düşünmeyi kolaylaştırıyor. Ben de birçok şey için ne kadar minnettar olduğumu hatırladım bu zamanda. Öncelikle sağlıklı olduğumuz için, soframıza gelen yiyecekler için, dilediğimde sıcak suyla alabildiğim duş için, temiz suyu doyasıya içebildiğim için, senin neşen, babanın gücü için, hiç kesilmeyen elektrik için, internet için, sana bunları yazabildiğim ve ailelerimizi dilediğimiz an görebildiğimiz için minnettarım. Sen de ol.


İlk bisikletin için dedene minnettar olduğuna eminim!



6 Mart 2020 Cuma

165. Felaketlerin yaşanmadığı bir Dünya'n olsun

Kuzucuğum,

Geçen hafta sonu Ankara'daydık. Teyzenin ilk kişisel sergisi vardı. Sülalecek gittik diyebilirim. Çok keyifliydi her şey, bizim için de mini bir tatil ve değişiklik oldu. Ayrıca ilk kez Anıtkabir'i ziyaret ettiğin için de önemli bir seyahatti bu.





2020'nin ilk üç ayını sanırım dünya pek hoş hatırlamayacak. Ayrıntıları yazmak istemiyorum, merak edersen bakarsın. Ama ana başlıkları yazayım: Deprem, uçak kazası, yangınlar, şehitler, savaş, mülteciler, virüs... Bunlar ilk aklıma gelenler. Umarım yılın bundan sonraki ayları, baharın da gelişiyle daha güzel olur. Havalar ılıklaştı, cemreler düştü. Yine de bu yaşanılanlar insanları kötü yönde etkiliyor bence. Geçen yıllardaki bahar coşkusunu üzerimde hissetmememin nedeni bu olsa gerek. Sen ise çok iyisin, büyüyorsun, gittikçe oturup konuşabileceğin, her şeyi anlayan, bilmeye çabalayan ve düşünen küçük bir insana dönüştüğünü görmek beni büyülemeye devam ediyor. Yaşam ışığım benim, güzel, akıllı kızım. Dileğim, böyle felaketlerin yaşanmadığı bir dünyada parlaman.




19 Şubat 2020 Çarşamba

164. Her yıl fark et

Miniciğim...

Bugün benim doğum günüm. Tam tamına 42 oldum, düşün! Ben 42'yim sen 3. Ve yine de bazı şeyleri sen benden daha iyi biliyorsun. Diretmeyi mesela, tavır koymayı, inatlaşmayı, barışmayı, affetmeyi... Senin 3 yaşına dek öğrendiklerin, başardıkların benim 42 yaşına dek öğrendiklerim ve başardıklarımdan ne eksik ne fazla... Hepsi farklı anlamda önemli ve değerli. Beni son 3 yılda büyüttüğün ve çocuklaştırdığın için teşekkür ederim bebeğim. İyi ki doğdum da seni doğurdum. Sen de her doğum gününde farklılıklarını fark et ve şükret.





3 Şubat 2020 Pazartesi

163. Ayrılıklarla başa çık

Kuzucuğum...

Bugün sömestr tatilinden sonraki ilk gün ve ben seni okula bıraktıktan sonra eve geldim, çayımı yudumlayarak senin yatağında bunları yazıyorum. 1 haftalık tatilin her gününü öyle güzel değerlendirdik ki... Bir gün orman, bir gün müze, bir gün tiyatro, bir gün evde takılma, bir gün arkadaşlarla buluşma, bir gün Pendik derken geçti bitti. Birbirimizle olan bağımızın da tazelendiği, yoğunlaştığı, bol kucaklaşmalı, öpüşmeli yanak yanağa bir hafta idi. Tabii ki zorlukları da vardı ama düşündüğüm kadar değil. Sen eve, ben evde sana çok alıştık bu tatilde o yüzden okulun ilk günü biraz endişelendirmiyor değildi beni. Bu kısa ayrılık seni okuldan soğutabilirdi. Gerçekten de sabah gitmek istemedin pek. Evde kalmak, benimle oynamak senin için zaten en cazip aktivite her zaman. Neyse sonra ikna oldun ve güle oynaya gittik.

Bugünkü dileğimizin konusu da ayrılık olsun o zaman. Hayatta her zaman ayrılıklarla karşılaşacaksın. Bazen çok sevdiğin işinden ayrılacaksın, bazen bir arkadaşından ya da sevgilinden... Bazen de bizden ayrılacaksın mesela uzak bir yerdeki okula gitmek için. İnsanın alıştığı çevreden, kişilerden uzaklaşması, o yakıcı özlem duygusuyla başa çıkması bence hayattaki en zor şeylerden biri. Ancak insanların DNA'sında yeni çevreye, yeni insanlara uyum sağlama da mevcut. Hepimiz yeniliklere alışmak için doğmuşuz. Zaten doğduğumuzdan beri yaşadığımız da tam olarak bu değil mi... Senin için dileğim bu alışma sürecinin daha hızlı ve en az sancılı olması. Bazen geri dönüşü olmayan ayrılıklar yaşasan da... Zaten geçici ayrılıklarda sevdiğin yer ve insanlar seni her zaman burada bekliyor olacak. Babanla benim kalbimiz ise sen neredeysen hep orada atacak.











22 Ocak 2020 Çarşamba

162. Birlikte kendimizde ve hayatta nice ayrıntılar keşfetmeye devam edelim

Ah kuşum, oldun mu 3 yaşında işte! Geçen hafta, yani doğum günü haftan öyle yoğundu ki anca kendime gelebildim ve yazmaya fırsat bulabildim. Bir kere ailece hastaydık pazar gününden itibaren. Sen okula gitmedin iki gün, kah iyi oldun kah tekrar ateşlendin, baban inanılmaz öksürük nöbetleriyle uğraştı, ben orta kulak iltihabı oldum filan... Neyse çok şükür şu an hepimiz iyiyiz. Ayrıca 3 gün boya badana işleri vardı. 




Perşembe, yani doğum gününde maraton başladı. Önce okuldaki kutlamaya gittik babanla beraber. Sana kalp şeklinde şekersiz bir pasta yaptım, balonlarla süsledim.


Çok öksürüyordun o gün ve halsizdin biraz ama yine de coştun,
dans ettiniz. Bir ilk olduğu için önemliydi.

Cuma Prenses Partisi vardı evde. Yine biraz hasta olmana olmana rağmen en çok eğlendiğin doğum günü aktivitesi bu oldu sanırım. Çünkü en sevdiğin 3 arkadaşın davetliydi ve hepiniz bir prenses kostümü giymiştiniz. Pastanı bu sefer çikolatalı yaptım, üstteki çikolata sosuna Peppa ailesini yerleştirdim.


Soldan sağa: Tinkerbell, Pamuk Prenses,
Rapunzel, Sindirella



Canımın içi

Cumartesi 10-15 kişilik misafirin geleceği günüm vardı. Doğum gününe özellikle denk getirmiştim zaten, böylece geniş aileyle de kutlayabilecektik. Cuma gecesi 10'da hazırlıklara başlayabildim ve 5-6 çeşidi babanın da yardımıyla tamamladım. O günkü pastan da 3 şeklinde beyaz kremalı, çiçekli bir pandispanyaydı.

Bütün kuzenlerin bir arada olması güzeldi.


Yine hasta ve huzursuzdun. 3. sene, aynı poz.


Zink sana, benim 3 yaş doğum günümde diktiği elbiseyi dikti! 


Son olarak Pazar günü babanenlerdeki kutlama

Sana hayranlığımın günbegün arttığı, benim de anneliğimin bu üçüncü yılında birlikte yaşadığımız, paylaştığımız ve öğrendiğimiz her şey için şükürler olsun. Senin minik ve sadece benim fark ettiğim özelliklerin için, dostluğumuz ve birbirimize saygımız, güvenimiz için şükürler olsun. Ve dilek: Birlikte kendimizde ve hayatta nice ayrıntılar keşfetmeye devam edelim.


2 Ocak 2020 Perşembe

161. Gelenekselleştirebileceğin durumlar yarat

Milakuşum,

1 Ocak 2020 gecesi  yazıyorum bunu sana. Yeni bir yıla girdik işte. İnanılır gibi değil 2020 olması, çünkü 2000'e girdiğimiz yılbaşı o kadar yakın bir geçmiş gibi geliyor ki... Oysa 20 sene geçmiş üstünden, o gün doğan çocuk, şimdi üniversiteye gidiyor. Bilmiyorum, zaman çok acayip, hileli, kafa karıştırıcı bir kavram. O yıl gencecik bir kızmışım, ama içten içe aynı hissediyorum kendimi. 

Dün önce sabah Kadıköy'de teyzenle kahvaltı yaptık ve bir şekerciden sana baston şeker aldık. Sanki gelenekselleştirebiliriz bunu. Her yılbaşı sabahı aynı şey. Yılbaşı akşamlarımız zaten gelenekselleşti gibi bir şey. Halan geliyor ve yemek yiyoruz evde. Hatta 3 senedir halan bizi aynı kanepede, aynı pozda fotoğraflıyor.





Böyle rutinleri seviyorum. Sanırım zamanın akışını daha iyi anlamamı sağladığı için... Duygusal bir tatmin, rahatlama ve güven duygusu verdiği için belki de. Yılbaşından önceki cumartesi de anneannenlerde yemekteydik. Teyzenler, ve Esra teyzenler de geldi. Annem hindi ve iç pilav yapmıştı. Bu da tekrarlanabilir her sene. Bir yılbaşı öncesi yemeği olarak. Bu sabah da babanenlere kahvaltıya gittik. Yine geleneksel olmaya uygun bir aktivite gibi geldi. Yılbaşı sonrası kahvaltısı. Bence böyle gelenekselleştirebileceğin durumlar bulmak ve ona sadık kalmak sana da iyi gelebilir. Yılın ilk dileği bu olsun. Seni seviyorum. Her yıl ve her gün daha fazla...