16 Ekim 2016 Pazar

27. Cevapsız kalma

Kuzucuğum,
Nasılsın, iyisin di mi? Biliyorum iyisin, bunu kalbimin içinde hissediyorum. Çok garip ama bazen küçük endişelerim yüzeye çıktığında elimi karnıma koyuyorum, senden içimi rahatlatacak bir tepki bekliyorum. Ve sen beni hiçbir zaman cevapsız bırakmıyorsun bebeğim. Çok geçmeden bir tekme atıyorsun ya da hareketleniyorsun. "Anne merak etme her şey yolunda" dermişçesine... Aramızda şimdiden böyle bir bağ kuruldu bence. Canım benim. Senin sorularının da karşılığını her zaman vereceğime söz veriyorum şimdiden. Eskiden beri, çocuğunun sorularını yanıtlamayan ya da özensiz cevaplar veren annelere kızarım nedense. O çocuğun sorusu havada asılı kalınca rahatsız olurum, ben yanıtlamak isterim onu, tanımasam da anneyi. Bugünkü dileğim senin de yaşamın boyunca soru işaretleriyle yalnız kalmaman. Beklemediğin, ya da olumsuz da olsa o cevap, inan soru işaretleriyle boğuşmaktan iyidir. Bazen karşı taraf yanıtlamasa da seni, aradığın cevabı kendi içinde en kısa zamanda bulmanı diliyorum. 

Dün teyzenin doğum gününü kutlamak için diğer teyzelerin bizdeydi. Şansımıza hava da güzeldi, balkonda çay içtik, muhabbet ettik, güzeldi, iyi geldi. Ben de süper kahraman kadınlarla çektiğim selfie'nin aynısını bu küçük kadınlarla da çektim, aşağıya yapıştırıyorum. Gerçekten de ilham alıyoruz onlardan sanırım. Hemen birkaç gün sonra aynı yer, aynı poz! Bu arada salı günü doktor randevumuz var. Şeker yüklemesi yapılacak, umarım sorun çıkmaz. Ve tabii ki seni göreceğiz yine inşallah. Bu hafta gözlerinin açılacağını öğrendim tırtılım. Ultrasonda bana çaktırmadan göz kırpar mısın?


Soldan sağa: Simber teyzen, Bihter teyzen, teyzen, 
Esra teyzen ve orada olamasa da 
görüntülü konuşmayla bize katılan Merve teyzen.

12 Ekim 2016 Çarşamba

26. Kadın süper kahramanların olsun çevrende

Benim var kuzum. Belki uçamıyorlar ama 1 saat içinde 5 çeşit yemek yapabiliyorlar. Evet dokunduklarını altına çeviremiyorlar belki ama küçücük birikimlerle dünyayı satın alabilecek güçleri oluveriyor. Kiminin yaşam enerjisi ilham veriyor, kiminin kahkahası, hayata bağlılığı. Üretmekten, yaratmaktan bıkmayan, yorulmayan da var aralarında, fedakarlıklarının yanına asla yaklaşamayacağımız da... Hepsi biri, biri hepsi. Onlar bizim (benim, teyzenin, Esra teyzenin, Bihter teyzenin ve Simber teyzenin) süper kahramanlarımız bebeğim. Biz de senin ve senden sonra doğacak kızlarımızın onlar kadar süper olmasa bile en azından kahramanları olmaya çalışacağız. İşimiz zor yani. Öpüyorum minik parmaklarından.

Not: Bu arada fotoğrafta olmayan ama çevremde olan diğer süper kahramanları da unutmayalım. Gaye teyzenin annesi Yasemin halam ve Merve teyzenin annesi Emine teyzeme öpücükler.

Soldan sağa: Mahiye yengem, ananem, 
Ziynet teyzem, annem ve Ayşe yengem.




5 Ekim 2016 Çarşamba

25. O anda kal

Güzel kızım benim, yağmurlu bir günde yazıyorum sana. Battaniyenin altında, İtalyanca şarkılar eşliğinde ve bir bardak soda limon yudumlayarak. Düşünüyorum da hamilelik kadar hem doğal hem sürreal bir süreç var mıdır acaba insan hayatında? Yani karnın şişiyor evet ama bu tek başına bir şeyleri kanıtlamaya yetmez. Kilo alınca da karnın şişer sonuçta. Ultrasonda bebeğini görüyorsun ama yine de algılamana, ilişki kurmana yetmiyor o görüntüler. Galiba işin ciddiyetini bebeğinin içinde dans ettiğini fark ettikten sonra anlıyorsun. Şu paragrafı yazarken bile birden çok kere minik tekmeler attın annene. Umarım sen de bir gün bu inanılmaz güzel hissi tadarsın.

24. haftanın içindeyiz seninle. Günler acayip hızlı bir şekilde geçmeye devam ediyor. Bu arada unutmadan bir düzeltme yapmak istiyorum. Zehra teyzenin ikizlerinden biri erkekmiş. Diğeri hala kız ama merak etme, kankan da seninle birlikte yolda. 30. haftada baby shower düzenlemeyi planlıyorum. Daha doğrusu teyzen ilgilenecek tüm ayrıntılarla, ben pek bir şey yapmayacağım. Birkaç kişiden hediyeler aldın ama ben henüz sana hiçbir şey alamadım. İlk alacağım şeyin özel olmasını istiyorum, o yüzden öyle bir parça görene kadar bekliyorum. Biraz daha zaman geçsin, kış kapıya dayansın senin için bir şey öreceğim. Ne bilmiyorum gerçi... Belki bir yelek, becerebilirsem bir battaniye, bakalım... Okuduğum kitaplarda bu dönemde hamilelerin bebekleriyle konuşmalarının aralarındaki bağı güçlendireceği yazıyor. Üstelik bebekler böylece annelerinin seslerini tanımaya başlarlarmış. Karnıma doğru konuşmayı başarabileceğimi sanmıyorum bebeğim. O yüzden en iyisi sana yazdıkça, blog yazılarını okumak olacak.

Bugünkü dileğim ne mi? Yaşadığın anın farkına varman. O farkındalık o kadar önemli bir şey ki ve o kadar nadir yakalanıyor ki anlatamam. Çoğumuz ya geçmişte takılıp kalırız ya da gelecekle ilgili hayaller ve beklentiler içine girip "şimdi"yi kaçırırız. Hepimizin elindeki telefonlar yani kameralarla anı yaşamak gittikçe de zorlaşıyor. Bunun önemini ilk kez Küba, Havana'da anladım sanırım. Babanla başıboş bir şekilde dolaşırken, büyük bir parkın yakınına geldik. Müzik sesine doğru ilerledik. Bir de baktık, yerel bir grubun konseri var. Ücretsizdi tabii ki, insanlar öyle özgürce eğleniyordu ki... Biz de katıldık onlara bir süre. Sonra biraz ilerideki bir banka oturup izlemeye başladık. Tüm kalabalık grubun yanında dans ediyordu ve biz ikimiz orada o bankta, bankın yanındaki ağacın gölgesinde otururken o kadar mutluyduk ki... Babana "şu anı, bu ağacı ve bankı sakın unutma" dediğimi hatırlıyorum. İşte galiba o anı tam anlamıyla yaşayabilmiştik biz. O farkındalığı orada hissetmiştik. Yine de fotoğraf çekip belgelemeden edememiştik tabii ama olsun. Büyüyünce sana o fotoğrafı gösteririm. Şimdilik sana bu anın fotoğrafını göstereceğim. Ben, battaniyem, sodam, sana yazdıklarım ve senin içimdeki kıpırtılarınla şu anın tadını çıkarıyorum işte. Meleğim.




29 Eylül 2016 Perşembe

24. Duygularını dışa vur

Bebeğim,
Havalar son 1 haftada ciddi anlamda soğudu. Bir anda kış moduna geçtik hepimiz. Battaniyeler çıktı, montlar giyildi (ben önünü ilikleyemeden tabii). Bugün biraz ısınır gibi oldu. Sanırım önümüzdeki birkaç gün de ılık geçecek. Ama bu eylülün de bittiği ve artık resmi olarak sonbaharın geldiği gerçeğini değiştirmiyor. Hoş gelsin, sonbaharı severim. Melankolik bir güzelliği var, bu hoşuma gidiyor. Bu seninle üçüncü mevsimimiz olacak kızım. İlkbaharda tanıştık, koca bir yazı devirdik beraber, şimdi de sonbaharı karşılıyoruz. Kışın da kollarımda olacaksın inşallah. Bakalım ilk kar mı önce gelecek, yoksa sen mi kar tanem...

Havalar soğurken, biz de babanla yeni evimize iyiden iyiye ısındık. Küçük küçük hatıralarlarla, neşeli ya da sıkıntılı yaşanmışlıklarla bir ev, ev oluyor. İnsan sadece içinde zaman geçirerek değil, onu yaşayarak, ona emek vererek bir evi benimsiyor galiba. Gelelim bugünkü dileğime... Biraz büyüyüp bizi tanıdıkça sen de göreceksin ki baban da ben de duygusal tipleriz. Acıklı bir filmde çok kolay ağlayabiliriz ya da hayatın içinde verdiğimiz kararlarda duygularımız ön plandadır. Böyle ebevenynler denk geldi sana n'apalım!  Senin nasıl bir karakterin olacağını bilemiyorum elbette. Nasıl şekillenirse şekillensin, dileğim duygularını rahatça dışa vurabilen ve bundan rahatsızlık duymayan bir insan olman. Sadece pozitif duygulardan bahsetmiyorum. Tabii ki, sevgiyi, şefkati, neşeyi, umudu, huzuru iliklerine kadar hissetmek ve hissettirmek harika. Ama aynı zamanda öfkeleneceksin, kıskançlık duyacağın zamanlar da olacak. Belki hırsına yenik düştüğün anlar da... Dileğim hiçbirini içine atmaman bebeğim. Yüzleş ve paylaş. Bir dostunla, benimle ya da bazen kendinle. Bu bile yok sayıp, derinlere itmenden iyidir. İster sözle ifade et karşındakine, istersen kendine bir mektupla dök içini, ama mutlaka sisteminden çıkar. İyi duyguları paylaştığın anda çoğaldıklarını, kötülerin ise senden çıktıktan sonra değersizleşip azaldığını göreceksin kuzucuğum. Bak mesela "özlem" de bir duygu. İyi mi kötü mü sence? Sonunda kavuşacağını biliyorsan iyi sanırım. Seni özlüyoruz güzel kızım.


23 Eylül 2016 Cuma

23. Kendini tanımaya çalış

Güzel kızım,
Bugün ilk kez yüzünü babanla bana bu kadar net gösterdin. Doktorumuzu değiştirmemeye karar verdik. Figen teyzenle yola devam ediyoruz. 

Senin için bugünkü dileğime gelince... Çok kolay gibi görünen aslında önyargılarımızın, egolarımızın ya da komplekslerimizin arasında gittikçe zorlaşan bir şey bu. Kendini tanımak... Şeffafça kendine bakabilmek, kendini hatalarıyla benimsemek, yenilgileriyle sevmek, kendi başarılarıyla samimiyetle gururlanabilmek. Bunu umarım yapabildiğin kadar yaparsın bir tanecik tırtılım. E hadi şimdi seni kendinle başbaşa bırakayım o zaman. O babana benzeyen asık suratı öperim.




20 Eylül 2016 Salı

22. Evinin tadını çıkarmayı öğren

9 günlük bayram tatilini babanla birlikte yeni evimizde yedik kuzucuğum. Yedik derken, gerçek anlamıyla! Pek dışarı çıkmadan, mutfakta, verandada, yeni masada, üst balkonda bir şeyler yemekle geçti günler diyebilirim. Bayramın ilk günü Pendik'e gittik. Pazar günü de deden ve anneannen geldiler verandadaki çiti onarmaya, sonra o çitleri kapatacak ağaç almaya gittik. Onun dışında evdeydik diyebilirim. Ve çok eğlenceliydi pek bir şey yapmadan evin keyfini sürmek. Gelsin mangallar, gitsin patatesli gözlemeler şeklindeydik. Benim karnım da özellikle son iki haftada iyice büyüdü. Tabii onun içinde sen de... Bu "yeni ev" tatilinin sonlarına doğru baban da tekmelerinden nasibini aldı çok şükür. Sen tekme atmaya başladığında hemen babanı çağırıp elini karnıma koymasını istedim. Fakat koyduğu anda hareketlerini aniden kestin. Ben "utandı galiba senden" diyince baban, "utanma kızım" dedi ve sen ani, küçük ama keskin bir tekme attın ona. Aslında tekmeden çok çimdik diye nitelendirilebilir. Çok tatlıydı. Baban da çok belli etmese de, heyecanlı. Onu da çok seviyorum. İşle ilgili sıkıntılar kısa sürede çözülse o da daha rahat bir nefes alacak.

Dün temizlik vardı evde. Sonunda tam anlamıyla yerleştik sayılabilir. Cuma günü de yeni doktor amcanla randevumuz var. Görüşmek üzere güzel kızım benim.



15 Eylül 2016 Perşembe

21. Rüyanda beni gör

Bebeğim, canım kızım, biriciğim...
Bugün 21. hafta da bitiyor ve bu haftanın başından itibaren içimde nasıl kıpır kıpırsın anlatamam. İlk tekmeni hissettim. İnanılmaz güzel bir duyguydu. Gerçekten, hem müthiş bir rahatlama hissi, hem çok hafif bir ürkme, hem de gıdıklanma... Her hissettiğimde yüzüme kocaman bir gülümseme yayılıyor. Resmen bağımlısı oldum içimdeki dansının. Öyle ki, ilk tekmeyi fıstık ezmeli ekmek yedikten sonra atmıştın, o yüzden haftanın neredeyse her günü fıstık ezmesi yiyip sırt üstü uzandım. Ve genelde işe yaradı. Son iki gündür ise, bir şey yiyip uzanmama gerek kalmadan, sabah uyandığımda, ya da akşam TV izlerken, babanla konuşurken karnımda seni, hareketlerini, minik tekmelerini hissediyorum. O kadar tatlısın ki daha şimdiden... Henüz babana gösteremedim maalesef ama o günler de kapımızda çok şükür. 

Bu haftayı özel kılan bir başka güzellik de seni ilk kez rüyamda görmüş olmamdı. Tabii ki belirgin bir şekilde yüzünü hatırlamıyorum ama sendin işte. Acaba sen de beni görüyor musun? Bebeklerin rüya görüp görmediği hakkında bir araştırma ve kanıt yoksa şayet, istediğime inanmakta özgürüm öyle değil mi? Üstelik doğumu da gördüm. Normal doğum yapıyordum. Bu da yavaş yavaş ciddi anlamda düşünmeye başladığım bir konu. Normal doğumun ikimiz için de daha sağlıklı olduğunu biliyorum. Ama doktoruma güvenmekten başka yapacak bir şeyim yok. Yapamayacağımı söylerse, sezaryen de olurum sakıncası yok. Sonuç, iki şekilde de sana çıkıyor, yol önemli değil. Bu arada, doktorumuzu değiştirmeye karar verdim bebeğim. Detaylı ultrasonumu yapan Cem Batukan'la yola devam edeceğiz. Hem, yeni evimize daha yakın, hem de birçok açıdan iyi bir elektrik aldığım, güven veren bir hoca. Umarım seni dünyaya ve kucağıma o getirir.