Kuşum... Bugün yine seçim vardı. 2 yaşındasın ve bu, gördüğün 3. seçim. Bugünkü dileğim, göreceğin bir sonraki seçimde daha iyi bir Türkiye'de yaşıyor olman, olmamız.
Bu blog aslında sadece bir kişi için açıldı. Şu an karnımda kendi kendine oyunlar oynayan ve her geçen gün hızla büyümeye devam eden bebeğim için. Her yazı, senin için tuttuğum bir dilek içerecek bebeğim. Bir gün okuyabilmen dileğiyle...
31 Mart 2019 Pazar
19 Mart 2019 Salı
140. Baharı hisset
Kuzucuğum...
Son birkaç senedir bana bir şey oldu. Mevsimlerle ilgili farkındalığım, güzelliklerine olan ilgim arttı. Belki de yaş alma, olgunlaşma ile ilgili bir şeydir bilemiyorum. Eskiden mevsimler gelir geçerdi ve ben hissedemezdim tam anlamıyla... Yani sonbaharda yerdeki yapraklara basıp geçerdim, çıtırtısını duymadan, kışın kar tanelerinin ritmine ve şekline hiç dikkat etmezdim, yaz demek benim için tatil demekti, güneşin ısıttığı bir beton kokusu nedir bilmezdim. Ve bahar... Ah baharı ben hiç yaşamamışım sanırım. Ne doğanın uyanışı büyülerdi beni, ne ağaçlardaki çiçekler... Sadece yaza daha ne kadar kaldığını hesaplar dururdum. Baharın, insanın içini kıpır kıpır yapan o anlamsız heyecanı algılayamazdım sanırım.
Şimdi ise her şey farklı... Her mevsimin, her geçişin ve dönüşümün farkına varıyorum, tadını çıkarıyorum. Kendimi, güzellikleri gören gözlere sahip olduğum için şanslı hissediyorum. Ve seni de bu maceraya tanık ediyorum. Benim kadar geç kalma, daha erken farkında olmaya alış istiyorum. Her mevsim şahane ama ilkbahar bir tane! Hisset bebeğim, dilerim...
Son birkaç senedir bana bir şey oldu. Mevsimlerle ilgili farkındalığım, güzelliklerine olan ilgim arttı. Belki de yaş alma, olgunlaşma ile ilgili bir şeydir bilemiyorum. Eskiden mevsimler gelir geçerdi ve ben hissedemezdim tam anlamıyla... Yani sonbaharda yerdeki yapraklara basıp geçerdim, çıtırtısını duymadan, kışın kar tanelerinin ritmine ve şekline hiç dikkat etmezdim, yaz demek benim için tatil demekti, güneşin ısıttığı bir beton kokusu nedir bilmezdim. Ve bahar... Ah baharı ben hiç yaşamamışım sanırım. Ne doğanın uyanışı büyülerdi beni, ne ağaçlardaki çiçekler... Sadece yaza daha ne kadar kaldığını hesaplar dururdum. Baharın, insanın içini kıpır kıpır yapan o anlamsız heyecanı algılayamazdım sanırım.
Şimdi ise her şey farklı... Her mevsimin, her geçişin ve dönüşümün farkına varıyorum, tadını çıkarıyorum. Kendimi, güzellikleri gören gözlere sahip olduğum için şanslı hissediyorum. Ve seni de bu maceraya tanık ediyorum. Benim kadar geç kalma, daha erken farkında olmaya alış istiyorum. Her mevsim şahane ama ilkbahar bir tane! Hisset bebeğim, dilerim...
2 Mart 2019 Cumartesi
139. Sana kızdığım zamanlarda beni hoş gör
Minik yavrum. Senin doğum günün, benim doğum günüm, babanın doğum günü derken Mart kapıdan baktı işte, İlkbahar geldi. Dün balkonda ilk pikniğimizi de yaptık seninle.
Bu aralar öğlen uykusu sorunumuz var. İstemiyorsun uyumak. Benim zorlamam da hiçbir işe yaramıyor. Bir çatışmaya dönüyor olay ve senin çoğu zaman ağlamanla son buluyor. Bundan hiç hoşlanmıyorum. Seni artık zorlamayacağım. Demek ki ihtiyaç duymuyorsun uykuya. Bazen akşama doğru huysuzlaşıyorsun ama genelde iyi idare ediyorsun ve erkenden uyuyorsun rahatça, gece de 1 kez uyanıp yanımıza geliyorsun ve sorunsuzca devam ediyorsun. Toplam uyku süren de 12 saat civarı oluyor. Bu da gayet ideal. Eğer öğle uykusunu bırakmanın zamanı geldiyse bırakacağız o yüzden. Gerçi öğle uykusu zamanı arabadaysan kesin yeniliyorsun uykuya...
Büyüyorsun bebeğim ve artık bebekliğindeki gibi kolay olmuyor bazı şeyler. Söz hakkın var ve sana saygı duyuyorum her zamanki gibi. Ama bazen gerçekten aksileşebiliyorsun. Üstünü değiştirmeyi reddetmek, altını değiştirmek istememek, yemek yemek, uyumak istememek ve daha bir sürü şey... Ben mümkün oldukça bu krizlerin üstesinden sakince gelmeye çalışıyorum. Ama dün mesela, hastaydım, belim ve boğazım ağrıyordu, baban çalışıyordu ve gerçekten çok yorgundum. Sen öğlen uyumayıp, akşam da uymayı reddedince sabır taşım çatladı ve sana sesimi yükselttim, hışımla aldım seni kucağıma. Böyle zamanlar çok nadir oluyor ama zaten hiç işe yaramayıp seni daha da alevlendiriyor. O yüzden derin nefesler almak işe yarıyor. Kısa bir süre sonra unutup her zamanki tatlı haline dönüyorsun da... Neyse bu dönemler, öğlen uykuları, aksileşmeler, inatlaşmalar her şey geçici... Sabah teninin kokusuyla uyanmak, kahvaltı masasında bir anda beni çok sevdiğini söylemen, saçlarını örerken usulca beklemen ise baki ve kafi...
Birazdan teyzene gidiyoruz, bu gece orada kalacağız ve eminim çok eğleneceğiz kızkıza, yarın da anneannenlerde kahvaltı, yuppi! Bugünkü dileğimi unuttum. Kızdığım zamanlarda beni hoş görmen olsun mu? Olsun.
Bu aralar öğlen uykusu sorunumuz var. İstemiyorsun uyumak. Benim zorlamam da hiçbir işe yaramıyor. Bir çatışmaya dönüyor olay ve senin çoğu zaman ağlamanla son buluyor. Bundan hiç hoşlanmıyorum. Seni artık zorlamayacağım. Demek ki ihtiyaç duymuyorsun uykuya. Bazen akşama doğru huysuzlaşıyorsun ama genelde iyi idare ediyorsun ve erkenden uyuyorsun rahatça, gece de 1 kez uyanıp yanımıza geliyorsun ve sorunsuzca devam ediyorsun. Toplam uyku süren de 12 saat civarı oluyor. Bu da gayet ideal. Eğer öğle uykusunu bırakmanın zamanı geldiyse bırakacağız o yüzden. Gerçi öğle uykusu zamanı arabadaysan kesin yeniliyorsun uykuya...
Büyüyorsun bebeğim ve artık bebekliğindeki gibi kolay olmuyor bazı şeyler. Söz hakkın var ve sana saygı duyuyorum her zamanki gibi. Ama bazen gerçekten aksileşebiliyorsun. Üstünü değiştirmeyi reddetmek, altını değiştirmek istememek, yemek yemek, uyumak istememek ve daha bir sürü şey... Ben mümkün oldukça bu krizlerin üstesinden sakince gelmeye çalışıyorum. Ama dün mesela, hastaydım, belim ve boğazım ağrıyordu, baban çalışıyordu ve gerçekten çok yorgundum. Sen öğlen uyumayıp, akşam da uymayı reddedince sabır taşım çatladı ve sana sesimi yükselttim, hışımla aldım seni kucağıma. Böyle zamanlar çok nadir oluyor ama zaten hiç işe yaramayıp seni daha da alevlendiriyor. O yüzden derin nefesler almak işe yarıyor. Kısa bir süre sonra unutup her zamanki tatlı haline dönüyorsun da... Neyse bu dönemler, öğlen uykuları, aksileşmeler, inatlaşmalar her şey geçici... Sabah teninin kokusuyla uyanmak, kahvaltı masasında bir anda beni çok sevdiğini söylemen, saçlarını örerken usulca beklemen ise baki ve kafi...
Birazdan teyzene gidiyoruz, bu gece orada kalacağız ve eminim çok eğleneceğiz kızkıza, yarın da anneannenlerde kahvaltı, yuppi! Bugünkü dileğimi unuttum. Kızdığım zamanlarda beni hoş görmen olsun mu? Olsun.
22 Şubat 2019 Cuma
138. Benimle oyunlar oyna
Canım kızım, biriciğim...
Bu aralar işin gücün, derdin, amacın, her şeyin "oyun". Gerçekten çocuklar için oyunun önemini biliyordum ama demek ki özellikle bu dönem bütün hayat oyundan ibaret. Legolar olmazsa olmazımız. Onlarla bakkal yapıyoruz, okulun bahçesi yapıyoruz. Oyun hamurlarına bayılıyorsun, zaten bir şeyleri bir şeylere benzetmeyi çok sevdiğin için sürekli onlarla bir şey yaratma ya da bize yarattırma çabasındasın. Resim yapma, boyama da vazgeçilmezin ve bu konuda cidden yeteneklisin. Sana doğum günü hediyesi olarak aldığımız Barbie evi, tüm oyuncaklarının aksine salonda değil, odanda duruyor ve odana girdiğin anda ona koşup dakikalarca oynuyorsun, bazen oradan ayrılmak istemiyorsun, ben yalnız iniyorum aşağıya. Puzzle'larla da bu aralar çok zaman geçiriyoruz. 4 parçalıları yapabiliyorsun. Ve tabii kitaplar, her daim 1 numaralı oyuncağın.
Oyunlarımız ise, saklambaç, yakalamaç, top, Ali Baba ve Kırmızı Köpek tombalası... Tüm bu oyuncaklar ve oyunlarda ya beni ya da babanı mutlaka yanında istiyorsun. Bizimle birlikte oynamak en büyük eğlencen. Yalnız başına çok kısa bir süre oynuyorsun, arkadaşların geldiğinde de birlikte değil de paralel bir oyun söz konusu. Bu da bu yaş için doğru olan...
Bazen çok yorgun olsam da seninle oynamak çok eğlenceli ve çağrını hiçbir zaman reddetmemeye çalışıyorum, baban da öyle... Birlikte oynayacağımız dönemler sınırlı, çünkü hızlı büyüyorsun ve belki de bir gün biz bir oyun oynamak isteyeceğiz ve bu senin için pek iyi bir fikir olmayacak! O yüzden tadını çıkarıyorum ve seninle çok çok büyüsen de oynayabileceğimiz bize özel bir oyunumuz olsun istiyorum. Bunu araştıracağım. Dileğim, böyle bir oyun bulmak ve bunu ikimiz kaç yaşına gelsek de oynamak. Seni seviyorum.
Bu aralar işin gücün, derdin, amacın, her şeyin "oyun". Gerçekten çocuklar için oyunun önemini biliyordum ama demek ki özellikle bu dönem bütün hayat oyundan ibaret. Legolar olmazsa olmazımız. Onlarla bakkal yapıyoruz, okulun bahçesi yapıyoruz. Oyun hamurlarına bayılıyorsun, zaten bir şeyleri bir şeylere benzetmeyi çok sevdiğin için sürekli onlarla bir şey yaratma ya da bize yarattırma çabasındasın. Resim yapma, boyama da vazgeçilmezin ve bu konuda cidden yeteneklisin. Sana doğum günü hediyesi olarak aldığımız Barbie evi, tüm oyuncaklarının aksine salonda değil, odanda duruyor ve odana girdiğin anda ona koşup dakikalarca oynuyorsun, bazen oradan ayrılmak istemiyorsun, ben yalnız iniyorum aşağıya. Puzzle'larla da bu aralar çok zaman geçiriyoruz. 4 parçalıları yapabiliyorsun. Ve tabii kitaplar, her daim 1 numaralı oyuncağın.
Oyunlarımız ise, saklambaç, yakalamaç, top, Ali Baba ve Kırmızı Köpek tombalası... Tüm bu oyuncaklar ve oyunlarda ya beni ya da babanı mutlaka yanında istiyorsun. Bizimle birlikte oynamak en büyük eğlencen. Yalnız başına çok kısa bir süre oynuyorsun, arkadaşların geldiğinde de birlikte değil de paralel bir oyun söz konusu. Bu da bu yaş için doğru olan...
Bazen çok yorgun olsam da seninle oynamak çok eğlenceli ve çağrını hiçbir zaman reddetmemeye çalışıyorum, baban da öyle... Birlikte oynayacağımız dönemler sınırlı, çünkü hızlı büyüyorsun ve belki de bir gün biz bir oyun oynamak isteyeceğiz ve bu senin için pek iyi bir fikir olmayacak! O yüzden tadını çıkarıyorum ve seninle çok çok büyüsen de oynayabileceğimiz bize özel bir oyunumuz olsun istiyorum. Bunu araştıracağım. Dileğim, böyle bir oyun bulmak ve bunu ikimiz kaç yaşına gelsek de oynamak. Seni seviyorum.
11 Şubat 2019 Pazartesi
137. İlham ol
Mila'm, kızım, canım, balım, ilham kaynağım, hayranlığım, şaşkınlığım... Geçen hafta korktuğum gibi geçmedi. Seninle gurur duyuyorum. Cesaretle, olgunlukla ve sabırla bu işin üstesinden geldin. Memeye ne kadar düşkün olduğunu çok iyi bildiğim için bu tutumunla beni kendine bir kez daha kendine aşık ettin. Benim akıllı, güzel, iyi kalpli, uslu kızım...
İlk gece zor geçti ve çok ağladın ama sadece 1 kez. Sonra durumu kabullendin. Her zaman aklında biliyorum ve arada tutuyorsun da ama bir daha emmek istemedin. Yara bandı ve sabır taşı işe yaradı.
Tabii bu arada bolca süte düştün. İştahın da epey çoğaldı. Gece uyanmaların çok azaldı, hatta bazen deliksiz uyuyorsun. Ama şu 1 haftada sadece 1 kez öğlen uyudun. Uyuyamıyorsun öğlenleri, nasıl olacak bilmiyorum... Yarın seni 7'de uyandırmayı planlıyorum sabah. Belki erken uyanırsan uyuyabilirsin.
Sonuç olarak bu çok büyük bir dönemeçti bebeğim ikimiz için ve birlikte üstesinden geldik. Çok şükür çok üzülmeden... Ben hep sana kanalize olduğum için kendi hislerimi henüz tartamadım, zamanla anlarım. Ama kesinlikle bildiğim seni emzirmekten hep çok mutlu olduğum ve emzirmeyi özleyeceğim... Bir de 2 sene emzirebilmiş olmanın minnetini ve huzurunu yaşıyor olduğum. Dileğim bana ve çevrene her zaman bu dönemdeki gibi ilham olman.
Buraya unutmamak için senin bu dönemde kurduğun komik ve biraz hüzünlü cümlelerini ekleyeceğim.
Ben: Bak Ata emmiyor, Eylül emmiyor, Demir emmiyor, Mira emmiyor.
Sen: Bir tek biz kaldık.
********
Sen: Bu memeler acı oldu anne, daha iyi meme bulucaz.
*******
Sen: Memede süt bitti anne.
Ben: Evet ama yine de onları çok seviyoruz di mi?
Sen: Çok seviyoruz.
5 Şubat 2019 Salı
136. Memeyi kolay unut
Ve o korktuğum gün geldi işte kuşum... Memeden ayrılma zamanı. Gerçekten çok zormuş, hayatımda yaptığım en zor şey doğumdu, 10 kez doğururum senin o ağlamaklı konuşmalarını, yalvarmalarını duyacağıma...
Zaten birkaç gündür seni hazırlamıştım. Hep anlatıyordum, artık büyüdün, süt bitecek diye. Bu sabah da yanımıza gelince doyasıya emdin ikisini de. Ben son olduğunu biliyordum, sen de bil istedim ve söyledim ama pek ciddiye almadın sanırım. Sonra Belgrad Ormanı'na gittik ve orada bir konuşma daha yaptık. Anlattım sana. Anladın. Mis gibi orman havasını içimize çektik, top oynadık, yürüdük. Yolda uyursun diye düşünmüştüm ama uyumadın. Eve gelince uykun geldi ve uyumak için rutinini, yani memeyi istedin. Bense yukarıda senden gizli onların ucuna sabır taşı sürüp bant yapıştırmıştım bile. Bantlı görünce şaşırdın ve ağlamaklı oldun. Bantları çıkaralım diye ısrar ettin. Çıkaramayız, acıyıor, zaten süt artık acı oldu, konuşmuştuk ya diyince ağlamaya başladın. Yine de çıkarmaya çalışmadın bantları. Ben de zaten her ihtimale karşı sürmüştüm sabır taşını. Gece 11'e kadar uyumadın. Kah güldürdün ("Ata emmiyor, Eylül emmiyor, Demir emmiyor, bir tek biz kaldık" diyerek) kah ağlattın (Bu meme artık acı oldu, biz daha iyi bir meme bulucaz orada" diyerek).
Ben şimdi bir şarap açtım. Gece uzun. Konuşmalarla, masajla uyudun. Uyanacaksın ve nasıl uykuya geri döndüreceğim seni bilmiyorum. Tek bildiğim 2 sene dolu dolu, ferah ferah, doya doya emzirdiğim için çok şanslıyım, çok mutluyum. Muhteşemdi her anı. Şükürler olsun. Sonraki geceler için de bize kolay gelsin.
Zaten birkaç gündür seni hazırlamıştım. Hep anlatıyordum, artık büyüdün, süt bitecek diye. Bu sabah da yanımıza gelince doyasıya emdin ikisini de. Ben son olduğunu biliyordum, sen de bil istedim ve söyledim ama pek ciddiye almadın sanırım. Sonra Belgrad Ormanı'na gittik ve orada bir konuşma daha yaptık. Anlattım sana. Anladın. Mis gibi orman havasını içimize çektik, top oynadık, yürüdük. Yolda uyursun diye düşünmüştüm ama uyumadın. Eve gelince uykun geldi ve uyumak için rutinini, yani memeyi istedin. Bense yukarıda senden gizli onların ucuna sabır taşı sürüp bant yapıştırmıştım bile. Bantlı görünce şaşırdın ve ağlamaklı oldun. Bantları çıkaralım diye ısrar ettin. Çıkaramayız, acıyıor, zaten süt artık acı oldu, konuşmuştuk ya diyince ağlamaya başladın. Yine de çıkarmaya çalışmadın bantları. Ben de zaten her ihtimale karşı sürmüştüm sabır taşını. Gece 11'e kadar uyumadın. Kah güldürdün ("Ata emmiyor, Eylül emmiyor, Demir emmiyor, bir tek biz kaldık" diyerek) kah ağlattın (Bu meme artık acı oldu, biz daha iyi bir meme bulucaz orada" diyerek).
Ben şimdi bir şarap açtım. Gece uzun. Konuşmalarla, masajla uyudun. Uyanacaksın ve nasıl uykuya geri döndüreceğim seni bilmiyorum. Tek bildiğim 2 sene dolu dolu, ferah ferah, doya doya emzirdiğim için çok şanslıyım, çok mutluyum. Muhteşemdi her anı. Şükürler olsun. Sonraki geceler için de bize kolay gelsin.
22 Ocak 2019 Salı
135. Seneye doğum gününde daha mutlu ol
Minik kızım 2 yaş doğum günü partin cumartesi günüydü. Teyzen, halan, Bihter, Esra ve Simber teyzen, Leyla, Pınar ve Demir, Burcu, Kaan abin ve Esra, Jamie ve Mira, Nihal ve Mavi geldiler. Hastalık ya da başka nedenlerle gelemeyenler oldu. Bu arada sen de biraz hastaydın hatta şu an daha da hastasın, öksürmeye başladın. :(
Bu yıl geçen yıla nazaran daha sade ve geleneksel bir doğum günü partisi yapmak vardı kafamda. Sanki benim çocukluğumdaki partiler gibi olsun istedim. Masanın yiyeceklerle donatıldığı, pastanın ev yapımı olduğu... Gerçekten de pastanı, kurabiyeleri ve Mickey hamburgerleri ben yaptım, sana en nostaljik ve klasik kahraman olan, üstelik çok sevdiğin Minnie Mouse kostümü giydirdim. Çocuklar için bir alan düzenleyip oyuncakları ve mutfağını oraya taşıdım. Duvarı kartonlarla kapladım ve Minnie boyama kitabından sayfalar yapıştırarak boyama kalemlerini özgürce boyamanız için bıraktım. Çocuk şarkıları çaldı, büyükler muhabbet etti, küçükler oynadı, baban geldi, mum üfledik hep beraber. Hediyeler açıldı. Gerçekten de hayalimde canlandırdığım gibi bir doğum günüydü. Sen de kendini özel hissettin, fark ettim. Çok mutluydun.
Ama geçen seneden asıl farkı neydi biliyor musun? Geçen sene acaba mumları üfledikten sonra kalabalık bizi alkışlarken korkup ağlar mısın diye endişelenmiştim. Bu sene ise mumları hep beraber üfledik ve sen kocaman gülümseyerek "bi daha" dedin. Ve yine yaktık mumları... Etrafta koşturup durdun, bıcır bıcır konuştun. Hatta bir ara "anne sana kızdım" bile dedin. Gerçi daha sonra da sarılarak "canım annem" de dedin. Sadece 1 senedeki gelişim inanılmaz gerçekten... Bakalım seneye bizi ne fantastik değişimler bekleyecek...
Dileğim seneye doğum gününde bu senedekinden bile mutlu olman... Seni çok seviyoruz.
Bu yıl geçen yıla nazaran daha sade ve geleneksel bir doğum günü partisi yapmak vardı kafamda. Sanki benim çocukluğumdaki partiler gibi olsun istedim. Masanın yiyeceklerle donatıldığı, pastanın ev yapımı olduğu... Gerçekten de pastanı, kurabiyeleri ve Mickey hamburgerleri ben yaptım, sana en nostaljik ve klasik kahraman olan, üstelik çok sevdiğin Minnie Mouse kostümü giydirdim. Çocuklar için bir alan düzenleyip oyuncakları ve mutfağını oraya taşıdım. Duvarı kartonlarla kapladım ve Minnie boyama kitabından sayfalar yapıştırarak boyama kalemlerini özgürce boyamanız için bıraktım. Çocuk şarkıları çaldı, büyükler muhabbet etti, küçükler oynadı, baban geldi, mum üfledik hep beraber. Hediyeler açıldı. Gerçekten de hayalimde canlandırdığım gibi bir doğum günüydü. Sen de kendini özel hissettin, fark ettim. Çok mutluydun.
Ama geçen seneden asıl farkı neydi biliyor musun? Geçen sene acaba mumları üfledikten sonra kalabalık bizi alkışlarken korkup ağlar mısın diye endişelenmiştim. Bu sene ise mumları hep beraber üfledik ve sen kocaman gülümseyerek "bi daha" dedin. Ve yine yaktık mumları... Etrafta koşturup durdun, bıcır bıcır konuştun. Hatta bir ara "anne sana kızdım" bile dedin. Gerçi daha sonra da sarılarak "canım annem" de dedin. Sadece 1 senedeki gelişim inanılmaz gerçekten... Bakalım seneye bizi ne fantastik değişimler bekleyecek...
Dileğim seneye doğum gününde bu senedekinden bile mutlu olman... Seni çok seviyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



