31 Ekim 2017 Salı

83. Dişlerin kolayca çıksın

Minik farem... Artık tutunup rahatça kalkmaya ve uzun süre ayakta durmaya hatta minik minik sıralamaya başladın. Pisi pisi'nin kedi ile ilgili olduğunu anlıyorsun ve sen de pisi pisi demeye çalışıyorsun, tısı tısı diyerek babanla beni çok güldürüyorsun. Hatta geçen gün ilk kez bir Türkçe kelimeyi anlayarak biz kedi diyince sen "tısıladın"! Bye bye'ı öğretmeye çalışıyoruz bu ara. Bir kere yapar oldun, acayip sevinip tepki verince biz, korktun ve ağlamaya başladın, bir daha da yapmadın. Daha cool olmalıydık, yanlış yaptık! Tüm bu gelişimler, senin enerjin, iştahın, uzun uykuların, neşen, sakinliğin, her zamanki güler yüzün ve tatlılığının devam ederken diş çıkarmaya da başladın ve olan oldu. Artık bazen acı ile bağırıyorsun gün içinde, iştahın azaldı, diş etlerin şiş, gece uykuya dalmakta zorlanmaya ve sık sık uyanmaya başladın.


Bazı geceler uzun uzun uyuduğun da oluyor tabii ama genelde sıkıntılı bir dönemdesin işte. Seni rahatlatmak için buzdolabından taze soğan, kereviz sapı, salatalık, havuç dilimi veriyoruz. Dileğim bu dönemi kısa sürede ve minimum acıyla atlatabilmen... Tabii bu diş meselesi uzun süreli bir koşu. 2-3 yaşına kadar sürüyormuş tüm dişlerin tamamlanması. Ne yapalım, gelsin bakalım inciler... İlk beyazlığı gördüm bile alt çenede.


Kuzucum ayrıca dün ilk cumhuriyet bayramını yaşadın. Seni kutlamalara götürmek istedik ama bir türlü yerini bulamadık tam olarak Ortaköy'de. Biz de sahil tarafına geçtik, hep beraber kumpir yedik. Bayrakla pozlar verdin, ama söz seneye fener alayına bile götüreceğiz seni inşallah. 



Cumhuriyetin değerini bil bebeğim, ona sıkı sıkı sarıl, koru onu. Çünkü cumhuriyet yolumuzu aydınlatan yegane ışığımız, tutunacak en güçlü dalımız, özgürlüğümüz ve bağımsızlığımızdır. Bunu kaybedersek hayatımızın ne hale gelebileceğini hayal bile etmek istemeyiz. Unutma. Bunu bize hediye edeni de... Mustafa Kemal Atatürk'ü. Gerçi bu başka bir dileğin konusu. Yakında yazacağım.



23 Ekim 2017 Pazartesi

82. Güzelliğinle barış

Kuşum... Yazmayalı tam 10 gün olmuş. Bu arada sen 9. ayı da geride bıraktın. Artık hemen her gün yeni bir hareket, bir mimik, bir ses öğreniyorsun, her sabah daha hızlandığını daha güçlendiğini fark ediyorum. Ve de güzelleştiğini tabii... Bugün konumuz güzellik olsun, hazır 9. ay konseptimiz Pamuk Prenses madem... Hem de tam tamına dış güzellik!




Hiç lafı dolandırmadan söyleyeceğim şudur ki, güzellik önemlidir kızım. Evet, bir insanın kalbinin temiz, karakterinin güzel, zihninin berrak olması elbette çok daha önemlidir. Ama fiziksel olarak da "güzel" olmanın insana hayatta pek çok avantaj sağladığını göz ardı edemeyiz. Yalnız farkındaysan güzel kelimesini tırnak içine aldım. Güzellik nedir? İnce bir bel, kalkık bir burun, uzun kirpikler mi? Evet dünyada kabul gören standartlar arasında mevcut bu özellikler. Dönemlere ve kültürlere göre farklılıklar gösterse de güzel kadın, insanın gözüne hoş gelen özellikleri bedeninde ve yüzünde toplamış bir kadın değildir bence sadece. Evet iri gözler güzeldir, ama içinde pırıltı barındırıyorsa, dolgun dudaklar da güzeldir, ama içten bir şekilde gülebiliyorsa. Yani bir kadın içinin güzelliğini fiziksel özelliklerine yansıtabildiği ölçüde güzel ve çekicidir. Yoksa dünya güzeli seçilen bir kadının güzelliğinin değeri sadece taktığı taç kadardır. 

Senin genetik mirasın eh fena sayılmaz. Doğduğunda biraz kara kuruydun, itiraf ediyorum. Gerçi o zaman bile benim güzelimdin ama her geçen gün gözümüzün önünde güzelleştikçe güzelleştin. İleride büyüdüğünde güzellik kavramı ne kadar değişir bilemiyorum ama dileğim senin kendi güzelliğinin hem farkında olman hem de ona ne gereğinden fazla ne de gereğinden az değer vermen. Yani fiziksel kusurlarınla -ki herkeste vardır- barışık ol bebeğim ve güzelliğini korumak için tabii ki ne gerekiyorsa yap ama çok da abartma. Belki de her genç kızın fiziğine takıntılı olduğu bir dönem vardır ve sen de o dönemden geçeceksin. Ben de yaşamadım değil öyle zamanlar. Yine de sana güveniyorum, gözlerindeki, kalbindeki ve aklındaki ışıltının güzelliğini asla kaybetmeyeceksin biliyorum.



13 Ekim 2017 Cuma

81. İçindeki kız çocuğunu ihmal etme

Kızım, bebeğim, dün değil evvelsi gün Dünya Kız Çocukları günüydü. Geçen sene o gün yağmurlu bir havada Kadıköy'deydim hatırlıyorum. Sen de karnımda tabii. Bu sene kucağımdaydın, inşallah seneye ve sonraki senelerde yanımda olacaksın. 


Umarım sen fiziksel olarak bir kız çocuğu olmaktan çıktığında, ülkemizde ve dünyadaki kız çocukları daha iyi şartlarda yaşar ve büyürler. Kendi değerlerinin ve güçlerinin farkında olarak yetişirler, keşfetme dürtülerini, meraklarını ve tutkularını hiç kaybetmezler. Farkındaysan "fiziksel olarak kız çocuğu olmaktan çıktığında" tabirini kullandım çünkü bir kadın kaç yaşına gelirse gelsin içsel olarak hep bir kız çocuğudur. Sadece bazıları o çocuğun üstünü kapatmayı, onu gizlemeyi tercih eder, en sonunda çocuk da küsüp, kadını terk eder. Sen onlardan olma Mila. O güzelim çocuğu her fırsatta hatırla ve sevindir. Yerde çizilmiş bir sek sek mi gördün, hadi zıpla. Canın pamuk şeker yemek ya da çok renkli bir şey mi giymek istiyor, durma! Bundan da sakın utanma bebeğim, başkalarına kulak asma. Ben öyle yaptım hep ve inan harika hissettiriyor. Çünkü o çocuk sana göz kırpıyor o anlarda, çocukluğunu -ki harika olması için çabalayacağım- hiç unutmuyorsun böylece.


O gün biz ne yaptık peki neredeydik biliyor musun? Zehra teyzenlere gittik. Pınar teyzen ve Demir de geldi. Sonunda buluşabildik yani hep beraber. Bol curcunalı, ağlamalı, gülmeli, yemeli, uyumalı, oynamalı harika bir gündü. Arayı fazla açmadan siz doğuştan kankaları yeniden buluşturacağız, söz.



5 Ekim 2017 Perşembe

80. Peş peşe güzel haberler al

Minik kuşum, yaklaşık 10 gündür neler oldu neler... 1. Damir doğdu. 2. Teyzen nişanlandı. 3. Leyla doğdu. Peş peşe mutlu haberler, güzel gelişmeler...





Bu arada senin kabızlığın da düzeldi sayılır ve diğer bir gelişme de tam anlamıyla emeklemeyi öğrenmen ve ayaklanman oldu.



Böyle üst üste güzel gelişmeler yaşayacağın günlerin olsun bebeğim. Bu insana acayip bir yaşam enerjisi, inanılmaz bir motivasyon veriyor. Yeni kuzenlerinle beraber sağlıkla, mutlulukla büyüyün sizi gidi 2017'liler...

27 Eylül 2017 Çarşamba

79. Kabızlığın geçsin

Canım benim... Sen uyuyorsun, baban maç izliyor, ben de fıstık yiyordum ki yazayım dedim biraz. Artık asla koyduğumuz yerde değilsin. Kendi çapında bir devrim gerçekleştirip mekan değiştirdin. Salondan mutfağa sürünerek gelebildin. Aferin sana. Bu gelişme çok heyecanlandırıcı ama aynı zamanda endişelendirici bizim için. Artık çok daha dikkatli olmamız gerekiyor güvenliğin için. Hijyen konusu da düşündürüyor beni. Yerleri her gün sirkeli suyla siliyorum ama ne kadar yeterli ki bu... Bir noktadan sonra sanırım Allah'a emanet demek gerekiyor. Zaten bağışıklık sistemin için de doğrusu bu. Ana kucağından da oto koltuğuna geçtin. Büyüyorsun bebeğim, neredeyse her gün yeni bir şey öğrenip büyüyorsun ve bizi de büyülüyorsun.



Bugünkü dileğim, son bir iki haftadır yaşadığın kabızlık problemiyle ilgili. Acayip zorlanıyorsun ve çok acı çekerek ağlıyorsun. Bu da benim kalbimi paramparça ediyor. Doktor şurup verdi, umarım geçer ve normale döner.


18 Eylül 2017 Pazartesi

78. Anne-kız günün olsun

Milacım, dün itibariyle 8 aylık oldun. Neredeyse karnımda geçirdiğin kadar vakit geçirdin buralarda. İyice de alıştın bence. Gün içinde yaptığın şaklabanlıklar, şapur şupur yediğin yemekler, attığın kahkahalar sürünerek oradan oraya gitmelerin (evet emekliyorsun artık, dün de ilk kez sırtüstü yatar pozisyondan oturur pozisyona geçtin) burayı ve bizi sevdiğini düşündürüyor bana, haksız mıyım? 8 önemli bir sayı bence bir kadının hayat döngüsünde. Bebekler 8 aylıkken en yenilesi hallerindeler, 8 yaş çocukluğun en parlak yaşı sanki, 18 yaşla birlikte yetişkinler dünyasına adım atılıyor, 28 yaş bir kadında güzellik ve zekanın en yüksek oranda kesiştiği yaş bence, 38 seni doğurduğum yaş o yüzden özel. Diğer 8'leri deneyimlemedim, bilemiyorum ama kesin hepsinin farklı hoşlukları vardır. İnşallah seninle birlikte yaşar ve görürüz bebeğim daha nice 8'ler.

Bu arada son 1 haftadır baban inanılmaz yoğun. Yetiştirilmesi gereken bir iş aldı ve bizimle olduğu zamanlar azaldı. Yine de her gün mutlaka aşağıdan kaçıp seni görmeye geliyor. Ben de dünü anne-kız cumartesisi ilan edip seni kaptığım gibi çıktım evden. Aslında Contemporary İstanbul'a götürmek istiyordum seni ama bilet fiyatları geçen senelere oranla inanılmaz pahalıydı. Biraz da kendi çapımda protesto ederek bu durumu, gitmekten vazgeçtim. Umarım seneye gideriz. Hem senin için de daha iyi olur, daha çok izleyip daha çok şey anlarsın diye düşünüyorum. İpek hanım'dan süt ve bebek bisküvisi alışverişi yapıp Zorlu'ya gittik biz de. Orada Eataly diye bir market/restoran var. İçerideki her şey İtalyan! Çok severim, hatta hamileyken de seninle oraya gitme hayalleri kurmuştum. Ben güzel bir pizza ısmarladım, sen de önden gelen ve en az pizza kadar lezzetli olan zeytinyağlı ekmekten tırtıkladın! Marketten de ekmek, mozzarella ve şarap alıp evin yolunu tuttuk. Böylece ilk resmi anne-kız cumartesimizi tamamladık. Bu günümüzün içeriği zamanla değişir tabii, işin içine sinema, tiyatro girer, belki mini bir tatil girer, ama önemli olan böyle bir rutinimizin olması Miloşum. Yaşımız kaç olursa olsun.

Bir de ailece gittiğimiz ilk düğün olan Murat dayının düğününden fotoğraf koymadığımı fark ettim, içim rahat etmedi, onu da aşağıya yapıştırıyorum. Seni çok seviyorum minik kuşum. Yukarıda mışıl mışıl uyuyorsun, birazdan yanına gideceğim. Aynı odadayız bu gece, çünkü baban sabahçı. Muhtemelen sabaha karşı dayanamaz yanıma alırım seni kuzucuk.








10 Eylül 2017 Pazar

77. Şakadan anla

Kuşum... Bugünkü dileğimin başlığı aslında çift anlamlı. Yani hem iyi, kaliteli espriyi ayırt et hem de birisi sana şaka yaptığında, takıldığında bozulma, alttan almayı bil. İlki zekanın yanında kültürel birikim de gerektiriyor, ikincisinin içinde özgüven de var. Benim hayatta en çok güldüğüm kişi ünlülerden Cem Yılmaz, ünlü olmayanlardansa Mithat dayındır. Babana da bazen aşırı gülerim. Acaba seninkiler kim olacak... Cem Yılmaz sen büyüdüğünde 60'ına merdiven dayamış olacak, üstelik aranızda kuşak farkı da var. Bilemiyorum... Yaşlandıkça komikliklerini yitirir mi insanlar? Ciddileşirler mi? Belki... 

Doktorun bize her muayenede o aya ait gelişimini, yapabileceklerini anlatan bir yazı veriyor. Bu aykinde şaka yapıldığını anlayacağın ve o şakaya karşılık vereceğin yazıyordu. Gerçekten de öyle oldu. Üç tane şakalı oyunumuz oldu seninle.

1. Emmeye ara verme oyunu: Emzirirken bazen dalıyorum odada bir yere doğru, bir şeyler düşünüyorken sen bir anda memeden ayrılıyorsun. Neden ayrıldın diye bakıyorum ki muzip bir ifadeyle bana bakıyorsun. Ve sana baktığım anda sesli gülüp emmeye devam ediyorsun. Sonra ben bilerek bir yere dalmış gibi yapıyorum, sen yine memeden ayrılıp sana bakmamı bekliyorsun ve ben ani bir hareketle bakıyorum sana, sen yine gülüp emmeye devam ediyorsun. Bu böyle devam ediyor işte.



2. Mama sandalyesinden eğilip bakmaca oyunu: Sen mama sandalyesindeyken ve ben yerdekileri toplarken yukarıdan beni izliyorsun ben kafamı kaldırdığım ve seninle göz göze geldiğim anda kahkahalarla gülüyorsun. Senin kahkahan şu hayatta duyduğum en güzel kahkaha hatta en güzel ses diyebilirim genel olarak! O yüzden bu oyunu da peş peşe oynuyoruz.



3. Saçlara dalmaca oyunu: Bu oyunu açıklamaya gerek yok herhalde! Kafa göz dalıyorsun bana, ben de şansım varsa başımı göbeğinin üstünde hareket ettirip seni gıdıklayarak intikamımı alıyorum.